
Ormanın derinliklerine doğru ilerlemeye devam ediyorum. Arkamda bana ait olmayan
şeyler, önümdeyse bilinmezlik. Ruhumu da gözlerim gibi ele geçiren sisin inadı kırılmaya başlıyor. Artık ellerimle ağaçları yoklamadan da ilerleyebiliyorum. Ayağımın
altında ezilen buzlaşmış karlar. Altında kim bilir kaç tohumun yeşermek için can attığı toprak. Üstündeyse küçücük bir kaplumbağa..Kış uykusunda olması gerekirken yavaş ama emin adımlarla peşimden geliyor. Belki de konunun benimle ilgisi yok, kendine uyuyacak bir yer arıyor. Bembeyaz kar'a inat, kan kırmızısı benekleri. Minik ayakları nasıl da üşüyordur şimdi. Dostumla yan yana ilerliyoruz bir süre. Ağaçlar iyice seyrelmeye başlıyor. Bir süre sonra uzaklaşıyor benden. Derken ormanın bitişi görünüyor. İlerde bir kasaba var belli ki. İçinde kimlik sahibi onlarca insan. Sıcak ve
huzurlu dumanlar tütüyor bacalarından. Hepsi başka ritimde, bambaşka hikayelere
konu oluyor. Ben ise hepsine biraz özenerek, biraz gücenerek bakıyorum. Baktıkça içimdeki yalnızlık duygusu daha da sarıp sarmalıyor. Karanlık bir el beni içimdeki en
derin en karanlık kuyuya çekiyor. O beni sıktıkça canım daha da yanıyor. Çırpınarak kurtulmaya çalışıyorum, daha sıkı sarıyor. Her bir kemiğim tek tek kırılıyor sanki. Her
bir uzvum ellerim gibi terk ediyor beni. Ayaklarım bile taşımıyor artık. Gözlerim
bakmak istemiyor yarınlara.
Gözlerimi bir kıraathanede açıyorum. Buram buram kitap ve çay kokusu. Gözlerimi
yakan sapsarı bir ışık. Ve birtakım sesler kulağıma gelen. Başta uğultudan
ayıramasam da zamanla anlam kazanmaya başlıyorlar. “İyi de neden?” diyor. “Neden
istediğin her şeye kolayca sahip olasın, sahip olduğun her şeyden sorumlusundur,
güç yetirebilir mi insan buna?” “Sahip olamazsın zaten, emanetçi olursun. Ayrıca her şeyin sorumluluğu altında ezilmen gerekmez ki. İstemelerinin karşılığı olan her şey tamamen senin sorumluluğunda olmak zorunda değil. Sadece üstüne düşeni yaparsın. Yük hafifler ve altında ezilmezsin. Asıl mesele neden değil, nasıl ait olabiliriz tüm istediklerimize.” “Söylediklerinin bir kısmı anlamsız geliyor. Hem
kendine düşen tüm sorumluluğun altından kalktın diyelim, sorumluluğu paylaştığın
kişilerin de bunu yapabileceğine güvenip de kontrol etmeden yoluna devam edebilir misin? Sonuçta cam bardaklardan yapılmış bir kule gibi tek bir bardağın kırılmasıyla
düşecek ve parçalanacaktır hepsi. Ve istekler ne kadar az olursa olsun hangi
bardağın kırılmak üzere olduğunu bulup desteklemedikçe bir hayalden öteye geçmez
söylediklerin. Bunu yapmaksa zamanla deliye çevirir adamı, her şeye yetişmeye çalışırken meselenin özünü kaçıran kontrol meraklısı bir herif olur çıkarsın.” Göbeğini
hoplata hoplata gelen çaycı giriyor araya “Üstüne gitme ihtiyarın, bu yaştan sonra ne
isteyebilir ki zaten!” Ortalığı bir kıkırdama alıyor “Hem bak uyandı seninki, git biraz da
onunla uğraş!” diyerek beni gösteriyor. Adamla göz göze geliyoruz, kafasıyla selam
verip gülümsüyor. Biraz toparlanıp ben de selam veriyorum. Benim yaşlarımda kirli sakallı, keskin bakışlı biri. Beni buraya getiren oydu demek. “Günaydın genç adam!” diyor ihtiyar dedikleri. “Bir an hiç uyanmayacaksın sandık” diye bağırıyor arkadan bir başkası. Uzun zaman sonra kendimi ilk defa bu kadar huzurlu hissediyorum. Kısa bir
sessizliğin ardından adam “Hoş geldin!” diyor. “Seni yolda baygın görünce ne
yapacağımı şaşırdım, şimdi daha iyi misin?” “İyiyim, çok teşekkür ederim.” “Ne demek canım, insanlık vazifesi. Bu arada seni daha önce görmedik buralarda.
Söyle bakalım kimsin, kimlerdensin?” “Ne nereden geldiğimi bilirim ne de nereye gittiğimi. Kimim kimlerdenim, orası da meçhul. Belki kırılmak üzere olan bardaktaki
suyum, belki de bardağın kendisiyim. Bilmiyorum.” “Hakim efendi, bak sana arkadaş da çıktı artık, bırak şu ihtiyarın yakasını!” dedi çaycı. İhtiyarın suratı asıldı hafiften. Hakim gülümsedi. “Merak etme genç adam, kapımız herkese açıktır bizim.” “Yalnız, neler olup bittiğini anlatmak istersen de dinleriz.” “Anlatacak pek de bir şey yok aslında. Bir ay kadar önce bir tren garında açtım gözlerimi. Kim olduğuma ya da oraya neden geldiğime dair hiçbir şey hatırlamıyordum. Günlerce yürüdüm. Şimdi de buradayım işte.” “Peki, camın ardındaki şu çocuk kim? Ne zamandır seni izliyor?”
Kafamı o tarafa doğru çevirmemle çocuk koşmaya başladı. “Keşke bilsem, Ama hiçbir fikrim yok!”
~Devam edecek



