Hikâye

YOL 2

Aralık 20232. Sayı3 dk okuma
Dergide okuMetne geç
KELİMELERE KULAK VERİN

Sesli okuyucu

Sesli okuyucu hazırlanıyor…

YOL 2

Ormanın derinliklerine doğru ilerlemeye devam ediyorum. Arkamda bana ait olmayan

şeyler, önümdeyse bilinmezlik. Ruhumu da gözlerim gibi ele geçiren sisin inadı kırılmaya başlıyor. Artık ellerimle ağaçları yoklamadan da ilerleyebiliyorum. Ayağımın

altında ezilen buzlaşmış karlar. Altında kim bilir kaç tohumun yeşermek için can attığı toprak. Üstündeyse küçücük bir kaplumbağa..Kış uykusunda olması gerekirken yavaş ama emin adımlarla peşimden geliyor. Belki de konunun benimle ilgisi yok, kendine uyuyacak bir yer arıyor. Bembeyaz kar'a inat, kan kırmızısı benekleri. Minik ayakları nasıl da üşüyordur şimdi. Dostumla yan yana ilerliyoruz bir süre. Ağaçlar iyice seyrelmeye başlıyor. Bir süre sonra uzaklaşıyor benden. Derken ormanın bitişi görünüyor. İlerde bir kasaba var belli ki. İçinde kimlik sahibi onlarca insan. Sıcak ve

huzurlu dumanlar tütüyor bacalarından. Hepsi başka ritimde, bambaşka hikayelere

konu oluyor. Ben ise hepsine biraz özenerek, biraz gücenerek bakıyorum. Baktıkça içimdeki yalnızlık duygusu daha da sarıp sarmalıyor. Karanlık bir el beni içimdeki en

derin en karanlık kuyuya çekiyor. O beni sıktıkça canım daha da yanıyor. Çırpınarak kurtulmaya çalışıyorum, daha sıkı sarıyor. Her bir kemiğim tek tek kırılıyor sanki. Her

bir uzvum ellerim gibi terk ediyor beni. Ayaklarım bile taşımıyor artık. Gözlerim

bakmak istemiyor yarınlara.

Gözlerimi bir kıraathanede açıyorum. Buram buram kitap ve çay kokusu. Gözlerimi

yakan sapsarı bir ışık. Ve birtakım sesler kulağıma gelen. Başta uğultudan

ayıramasam da zamanla anlam kazanmaya başlıyorlar. “İyi de neden?” diyor. “Neden

istediğin her şeye kolayca sahip olasın, sahip olduğun her şeyden sorumlusundur,

güç yetirebilir mi insan buna?” “Sahip olamazsın zaten, emanetçi olursun. Ayrıca her şeyin sorumluluğu altında ezilmen gerekmez ki. İstemelerinin karşılığı olan her şey tamamen senin sorumluluğunda olmak zorunda değil. Sadece üstüne düşeni yaparsın. Yük hafifler ve altında ezilmezsin. Asıl mesele neden değil, nasıl ait olabiliriz tüm istediklerimize.” “Söylediklerinin bir kısmı anlamsız geliyor. Hem

kendine düşen tüm sorumluluğun altından kalktın diyelim, sorumluluğu paylaştığın

kişilerin de bunu yapabileceğine güvenip de kontrol etmeden yoluna devam edebilir misin? Sonuçta cam bardaklardan yapılmış bir kule gibi tek bir bardağın kırılmasıyla

düşecek ve parçalanacaktır hepsi. Ve istekler ne kadar az olursa olsun hangi

bardağın kırılmak üzere olduğunu bulup desteklemedikçe bir hayalden öteye geçmez

söylediklerin. Bunu yapmaksa zamanla deliye çevirir adamı, her şeye yetişmeye çalışırken meselenin özünü kaçıran kontrol meraklısı bir herif olur çıkarsın.” Göbeğini

hoplata hoplata gelen çaycı giriyor araya “Üstüne gitme ihtiyarın, bu yaştan sonra ne

isteyebilir ki zaten!” Ortalığı bir kıkırdama alıyor “Hem bak uyandı seninki, git biraz da

onunla uğraş!” diyerek beni gösteriyor. Adamla göz göze geliyoruz, kafasıyla selam

verip gülümsüyor. Biraz toparlanıp ben de selam veriyorum. Benim yaşlarımda kirli sakallı, keskin bakışlı biri. Beni buraya getiren oydu demek. “Günaydın genç adam!” diyor ihtiyar dedikleri. “Bir an hiç uyanmayacaksın sandık” diye bağırıyor arkadan bir başkası. Uzun zaman sonra kendimi ilk defa bu kadar huzurlu hissediyorum. Kısa bir

sessizliğin ardından adam “Hoş geldin!” diyor. “Seni yolda baygın görünce ne

yapacağımı şaşırdım, şimdi daha iyi misin?” “İyiyim, çok teşekkür ederim.” “Ne demek canım, insanlık vazifesi. Bu arada seni daha önce görmedik buralarda.

Söyle bakalım kimsin, kimlerdensin?” “Ne nereden geldiğimi bilirim ne de nereye gittiğimi. Kimim kimlerdenim, orası da meçhul. Belki kırılmak üzere olan bardaktaki

suyum, belki de bardağın kendisiyim. Bilmiyorum.” “Hakim efendi, bak sana arkadaş da çıktı artık, bırak şu ihtiyarın yakasını!” dedi çaycı. İhtiyarın suratı asıldı hafiften. Hakim gülümsedi. “Merak etme genç adam, kapımız herkese açıktır bizim.” “Yalnız, neler olup bittiğini anlatmak istersen de dinleriz.” “Anlatacak pek de bir şey yok aslında. Bir ay kadar önce bir tren garında açtım gözlerimi. Kim olduğuma ya da oraya neden geldiğime dair hiçbir şey hatırlamıyordum. Günlerce yürüdüm. Şimdi de buradayım işte.” “Peki, camın ardındaki şu çocuk kim? Ne zamandır seni izliyor?”

Kafamı o tarafa doğru çevirmemle çocuk koşmaya başladı. “Keşke bilsem, Ama hiçbir fikrim yok!”

~Devam edecek

KALEMDAR · 2. SAYIBu yazıyı dergi içinde oku

Aynı raftan.

Hikâye arşivi
Fotoğraf:İklil Naz AVCI
Fotoğraf:İklil Naz AVCI
Hikâye14. Sayı

SARI KARANFİL

Nida GÜLIRMAK

Uzakları bir sis bulutu kaplamıştı, ardından gelen acı koku genzini yakıyordu. Arnavut kaldırımlarda, festivalden kalan kırmızı, mavi ve daha birçok renkte balonlar vardı;…

Yazıyı oku 1 dk okuma
Fotoğraf: Sude Ceren AKPINAR
Fotoğraf: Sude Ceren AKPINAR
Hikâye13. Sayı

BİR TELEFONUN BÖLDÜĞÜ

Zehra TURKAY

Bir, iki, üç.. Köy minibüsünde ağır aksak ilerlerken bir yandan telefonumun şebekesini kontrol ediyor, bulacağım ilk sinyal ibaresinde eşime mesaj göndermek için hazır…

Yazıyı oku 7 dk okuma
Fotoğraf:Tesnim
Fotoğraf:Tesnim
Hikâye13. Sayı

ÖLÜMCÜL FARKINDALIK!

Ahmet TAĞMAT (Nafî)

Gecenin körü sabahın ilk saatleriydi, güneşin geceden hapsinin son demlerini alıyordu, gecenin kasvetinden güneşin yüz yıllık esaretinin bitişi ve Nafi' nin esaretinin son…

Yazıyı oku 4 dk okuma