
Ölüm her şeyin ilacı
aşka inat
Ve yalnızlık her şeyden fazla
İşliyor yaşlanmış damarlarıma
Bir güz sanrısı gibi.
Ne arıyorsun öksüzlüğüm
Perçinlenmiş yaramı dağlayan saflarda
Sana her baktığımda gördüğüm
Bir çocuk, uzun uzun yakıyor içimi
Yalnız bırakılmadan yürümeyi hayal ediyorum
Ellerim cebimde, ellerin cebimde...
Duruyor aşkın
Bir anne gibi dağların önünde
Kıvrım kıvrım saçların
Bağrıma saplanmış onulmaz sevdanı
Perhizliyor bakışların.
Sen gittin
bahar gitti
İşte şimdi büyüdün
Herkes için ölebilecek yaştasın
Uykuların istemesen de biraz yarım
Özgürlük sonbahar yapraklarından bile çekildi
Herkese aynı çarpmıyor alın yazısı
Çünkü yanı başımdakinin sözü
Yazılmalı kara tahtaya kara harflerle
Okutulmalı bir ömür okullarda mucizeler
Çünkü dünya etiyle kemiğiyle
Etsiz ve kemiksiz.
Anlatılan, anlaşılmasın diye örselenmiş terazinin
Taşlanarak çıktığı revan kağıtlarında kanun
Kutlu bir mecnundu oysa
-âşıkâne şiirler-
Karmaşanın ininde kaybolurken
İçimin en kuytu yerine savaş ilan eden.



