
Merhaba Hayriye Hanım, röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bugün sizlerle eski bayramları konuşmak istiyoruz. İlk sorumuz; "Bayram" kelimesi sizin için ne anlam ifade ediyor? Bir çocuk ve bir yetişkin için bayramın önemi sizce nedir?
Hayırlı günler. Çok teşekkür ediyorum, beni tercih ettiğiniz için. Ben de uzun zamandır o eskiden yaşadığımız bayramları anlatmak istiyordum birilerine. O günleri yâd ederken çocukluğumuza, gençliğimize dönüyoruz. Tekrardan teşekkürler.
Bence bayram; mutluluk demek, güzellik demek, güzelliklerin birlikte paylaşıldığı gün demek. Küskünlerin barıştığı, insanların —belirli bir süre için bile olsa— birbirlerine gidip güzel vakit geçirdikleri, birbirlerine ikramlar verdikleri gün demek.
2- Bizlere çocukluğunuzun bayram hazırlıklarından, o meşhur bayram sofralarından ve o günlerin geleneklerinden bahsedebilir misiniz?
Hani diyorlar ya, "Nerede o eski bayramlar?" diye... Acaba bunun sebebi bizler biraz yaşlandığımız için mi, ya da şu andan bakıp eski bayramları göremediğimiz için mi? Bizim çocukluğumuzda insanlar her canının istediğini almıyordu. Belki bayramdan bayrama ya bir ayakkabı, ya bir elbise veyahut da bir çorap gibi şeyler alınabiliyordu ancak. Çünkü insanların onları almaya gücü yetmiyordu.
Fakat alınan o küçük hediyeler bizi o kadar çok mutlu ediyordu ki... O alınan ayakkabıları, çorapları, elbiseleri bayram gelinceye kadar bir çocuğu veyahut da küçük bir kediyi sever gibi seviyor, bağrımıza basıyorduk. "Bayram gelse de bunları giysek," diye büyük bir sabırsızlıkla bayramın gelişini bekliyorduk. Komşularımızdan çocuklarına bir bayramlık alamayanlar da olurdu. Tabii onlara bir şey alınmadığı için üzüldüklerini de fark ediyorduk. Ve çocuk olmamıza rağmen onlara bu mahzunluğu ve hüznü yaşatmamak için titizlikle davranıyor, kalplerini kırmamaya çalışıyorduk.
Evlerde önce büyük bir temizlik yapılırdı; köşe bucak ne varsa... O zamanlar böyle süsler yoktu; evlerde dolaplar, mutfak dolapları, odalarda koltuklar falan yoktu. Ama herkes evinin imkânlarını değerlendiriyordu. Mutfakta kaplar temizleniyor, indirilip yıkanıyor, raflar siliniyor; evinde ütüsü olanlar kıyafetlerini ütülüyor, olmayanlar da giysilerini katlayıp dolaplarını baştan diziyordu. Eğer mevsim yaz ise halılar, kilimler yıkanır, kurutulur, tekrardan serilirdi. Hatta bazen badana bile yapılırdı.
Bir de bayram arifesi akşamları ellerimize kına yakardık; tabii bu işi bilenler yakardı. Bizim oralarda bir inanış vardı: "Kınanız daha iyi tutsun istiyorsanız, elinize süpürgeyi alın ve kapınızın önünü süpürün," derlerdi. Hele benim kızlarım, kınası güzel tutsun diye kapının önünü ne iştahla süpürürlerdi! Biz buna inanarak yapardık ama aslında bu sayede tüm mahalle tertemiz olurdu. O zamanlar şimdiki gibi mahalleleri süpürecek çöpçüler, çöpleri toplayan kimseler yoktu; bu işi bizler, evin kızları yapardık. Daha sonra arkadaşlarımızla buluştuğumuzda birbirimize kınalarımızı gösterir; kiminki daha iyi tutmuş, kiminki daha koyu olmuş
diye adeta bir yarış içine girerdik.
Bayramlara özel yemekler hazırlanırdı. Mesela biz Akçadağlıyız; Akçadağ’da mutlaka her evde bayram sabahı içli köfte yapılır. Bayram namazına gelenlerin evi uzaksa hemen eve davet edilir, içli köfte ikramı yapılırdı. Kahvaltıda çayın, çorbanın yerinde içli köfte olurdu. Onun dışında, mesela baklava çok az yaptırılırdı; o da şimdilerdeki gibi tatlıcıdan satın alınmazdı. Baklavayı güzel açan hanımlar vardı ve onlara yaptırılıp alınırdı. Bazı kimseler baklava da ikram ederlerdi ama baklava çok "makbul" bir şeydi; "Falan evde baklava yapıldı," diyorlardı, sayılı bulunurdu.
O zamanlar her evin —affederseniz— bir ineği olduğu için herkes bayram gününde mutlaka sütlaç yapardı. Sütlaçlar da büyük bakır tabaklara konurdu. İkram edileceği zaman kaşık getirilir, birkaç kişi birlikte yerdi; şimdiki gibi küçük kaselerde ikram edilmezdi. O zamanın bayram şekerleri çikolatalar,özel şekerlemeler değil; kâğıtlara sarılı bayram şekerleriydi.
Biz çocuklar mutlaka komşulara bayramlaşmaya giderdik. Hatta şöyle konuşurduk kendi aramızda: "Falan adam çok zengin, bütün çocuklara para veriyor." İlk önce onun kapısını çalar, sırayla ellerini öperdik. Onlar da bizlere para verirlerdi. O zaman para da çok kıymetliydi; bir kuruş, beş kuruş, on kuruş... Bir de "delikli paralar" vardı iki buçuk kuruş diye, ondan da veren olurdu. En büyük sevincimiz bayram kutlamasındaki bize para verilmesiydi. O parayla da gidip gönlümüzün düştüğü bir şey varsa, küçük bile olsa onları alır, mutlu olurduk.
Bir keresinde hiç unutmam, bir arkadaşım vardı, Nacide. Akçadağ'ın bir mahallesinde yürürken dilsiz bir adam görmüştük. Nacide'ye: "Nacide, falan da bize para verir. Hadi gidip bunu da öpelim," dedim. Yanına gidip onunla da bayramlaştık; herhalde bize iki buçuk kuruş vermişti. Bayram günleri en çok çocuklar için güzeldi. Büyüklerin "Otur, gel de şunu ikram et, bunu ikram et," gibi dertleri çocuklarda yoktu. Çocuklar sabahleyin çıkar, ellerine bir poşet —ki poşet bile bulamıyorduk o zaman— şeker toplarlardı. Fazla olursa eve götürür veyahut da orada yer, öylece bitirirdik.
Büyükler için de bayramlar farklı bir önem taşıyordu. Gurbette olan çocukları, yakınları varsa onların gelişini dört gözle beklerlerdi. Gelmezlerse üzülürlerdi. Yine benim ağabeylerim Ankara'da üniversitede okuyorlar iken bir bayram sabahı eve ziyarete gelmediler, onu hiç unutamıyorum. O zaman böyle uçak yok; otobüsle geliyorsun. Maddi imkânlar iyi değil. Ben bayram sabahı babamın elini öptükten sonra baktım ki babam ağlıyor; çocuklar gelemedi diye, gelemediler diye daha doğrusu. İşte yetişkinler de buna mutlu oluyorlardı.
Eğer yakınlardan birileri bayramda gelmemişse ona üzülürlerdi. O ziyaretler ev sahiplerine büyük bir mutluluk veriyordu. Bu arada eğer akrabada, komşuda küs olanlar varsa onlar birbirine gidiyor, böylece o kırgınlıklar da bayram sebebiyle ortadan kalkmış oluyordu. Bayramda misafirler yağmurda gelirse ayakkabılar pislenir; bunu gören ev sahibinin çocukları tarafından ayakkabılar temizlenir, silinir, öyle yerine konulurdu. Yine bizim bayramlarımızın olmazsa olmazı hoşaflardır; kayısı ve üzümle pişirilir, bahsettiğim içli köftenin yanında yenilirdi.
3- Sizce eski bayramlar ile günümüzdeki bayramlar arasındaki en temel farklar nelerdir?
Ben eski bayramların daha mutluluk verici olduğunu düşünüyorum. İnsanlar kıt imkânlarıyla mutlaka bayrama hazırlıklar yapar, misafirlerle paylaşmak isterlerdi. Şimdiki bayramlarda evet, yine insanlar hazırlık yapıyorlar. Gerek ev temizliği gerek bayram ikramlıkları hazırlıyorlar; fakat bu defa da bayramlar gereksiz külfet oluyor insanlara.
Pek tabii insan misafirine her şeyin en iyisini ikram etmek ister ama aile bütçesini de çok zorlamamak gerekiyor. Şimdi mutlaka her şeyin en pahalısı, en gösterişlisi tercih ediliyor. Eski zamanlarda öyle değildi; insanlar evinde ne varsa onu ikram ediyordu misafirlerine.
Sanki eskiden insanlar birbirlerine daha çok gidiyordu bayram günlerinde. Şimdi o da biraz sınırlı oldu; çoğu kimsenin belki kapısı hiç çalınmıyor. Veya şimdilerde duyuyoruz ki insanlar bayramı tatil beldelerinde, otellerde geçirmeyi tercih ediyor. "Bayramda harcayacağımız parayla tatile gideriz," düşüncesinde olanlar da oluyor. Yine de bunlarla beraber, günümüzde de herkes bayramların gelmesinden dolayı çok mutlu oluyor. Hiç gitmedikleri akrabalarını bayram vesilesiyle ziyaret ediyorlar. Yani nereden bakarsanız bakın; bayram gerçekten bir mutluluk kaynağı ve tasalardan uzaklaşılan bir gün.
4- Bu değişimde asıl pay sahibi kim; değişen insanlar mı yoksa sadece zaman mı?
Değişimde zaman da etkili, insanlar da etkili. İnsanlar birbirine yarışırcasına ikramlarda bulunmak istiyorlar. Onu gören diyor ki: "Ben de böyle yapacağım." Tabii bundan çok etkilenmeyenler de var. Diyor ki mesela: "Ben bayramın birinci, ikinci günü evde olurum." Bunu eşe dosta haber verdiği için onlar da o günlerde gelmeye çalışıyorlar. "Üçüncü gün ben çıkarım bayramlaşmaya," diyerek bazı insanlar bayramlarını hâlâ planlı olarak yaşıyorlar.
5- Son olarak, bizlere ve gelecek nesillere bayramın ruhunu korumakla ilgili bir mesajınız var mı?
Evet. Başta söylediğim gibi bayram mutluluktur, paylaşımdır; dargınların barıştığı, bir an bile olsa huzurun geldiği ortamlardır. Biz de bu ortamları değerlendirmeye çalışalım. Şimdi bayramların öneminin zayıfladığı bir dönemde yaşıyoruz. Onun için de siz gençler, bayramı yeniden canlandırmaya gayret etmelisiniz.
Tavsiye verecek olursam: Bayramlaşacağınız arkadaşınızın evine ailenizle beraber ziyarete gitmek, onların ailesiyle tanışıp ikram edilenleri yemek, geleneklerimizi yaşatmak adına çok kıymetlidir. Böylece aileler arasında yeni dostluk köprüleri kurulur. Eğer yüz yüze görüşme imkânı bulamıyorsanız —belki arkadaşınız gurbettedir— o zaman da en azından cep telefonları ile arayıp o bağları koparmamalısınız.
Eskiden bayramda bizler sevdiklerimize güzel, süslü tebrik kartları gönderiyorduk. Hatta ilkokullarda öğrencilerimize hazırlatıyor, boyatıyorduk. Bence telefonlar yerine bayramda "tebrik" gönderme olayı tekrardan başlasa daha güzel olur. Bunu sizler de başlatabilirsiniz; uzaktaki yakınlarınıza bir tebrik kartı gönderin. Bu, yeni bir akımın başlamasına vesile olur.
Ek olarak; bugünün bayram olduğunu, o güne özel yeni kıyafetler giymenin güzelliğini unutmamalıyız. Bu illa pahalı bir şey olmak zorunda değil; imkân bulup bir elbise diktirememişseniz bile yeni aldığınız bir çorapla o özeni üzerinizde taşımalısınız. Ziyarete gittiğiniz kimselere "Ben sana evde oturduğum halimle değil, hem bayrama hem de sana değer verdiğim için en temiz halimle geliyorum," mesajını davranışınızla ve giyiminizle de vermelisiniz.
Ve son olarak, bayramları büyüklerinize de unutturmamaya çalışın. Babaanneler, anneanneler, dedeler torunlarının gelmesinden çok mutlu oluyorlar; onları bu zevkten mahrum etmeyin. Tabii bu işin bir de maddi yanı var; ben çok severim gücüm yettiği kadar çocuklara bayram harçlığı vermeyi. Az olur, çok olur... Ama yetişkinler olarak sizler bu geleneği devam ettirin ki bayram günü çocuklar için o unutulmaz mutlulukla yaşanmaya devam etsin.
Tekrardan hepinize ömrünüz içerisinde çok güzel bayramlar geçirmenizi diliyorum. Rabbim sağlık, sıhhat, afiyet içerisinde nice bayramlara eriştirsin sizleri. Allah'a emanet olun.
"Bayramlarda herkes sütlaç yapardı,
Baklavaya çok uzaktan bakardı.
Kızlar ellerine kına yakardı,
Kına yakan parmakları özledim."
Hayriye Coşkun,Yıllar Sonra Yeniden:Duygularımın Aynası Şiirlerim,Sayfa 75
Hayriye Hanım, bizlere ayırdığınız vakit için teşekkür ederiz. Sizlerle beraber yıllar öncesindeki bayram günlerine misafir olduk, günümüzün bayramlarına sizin gözünüzden bir daha baktık. Bayramınız kutlu olsun!
Röportaj: Hayriye COŞKUN

