
Yaşanılan yeryüzü evrenselliğini koruyan bir mekândır ve kendi içinde de nice evrensel süreçleri barındırır.
Evrensel olan bir diğer şey ise çocukluğu tatmaktır. Çocuk saflıktır, masumluktur; o minicik kalpleri sadece sevgi üzerine temellenmiştir. Bireyin tekâmüle ermesi için çocukluk nehrinden geçmesi gerekir. Bu nehrin ne bir cinsiyeti ne de dili vardır; ırkı yoktur, dini yoktur, rengi yoktur; sadece saf ve berraktır, çocuk misali.
Çocuklarla konuşurken onların gözlerinden bakmak, kulağıyla işitmek, dokundukları gibi dokunmak, tertemiz duygularıyla hissetmek gerekir.
Çocuk, öz olarak bir yetişkinden farklıdır ve yıl aldıkça özü olan çocukluğunu özleyedurur. Çocukluk, her yetişkinin yeniden dönmek, yaşantılamak istediği bir zaman dilimidir. Kişinin maziye daldığında gözlerinin yaşarmasına neden olan anlarını barındırır. Anılar bir bir zihin perdesinde gözlerinde seyrederken kimisi o anlara geri dönmek ister, kimisi ise geçen günlerinin çokluğuna hamdeder. Çünkü dünyaya gözünü açan her çocuk kendini refah bir toplumun, huzurlu bir ailenin, savaşsız bir ülkenin, yaşayan bir annenin babanın, tertemiz sıcacık bir yuvanın içinde bulamayabilir. Tüm bu olaylar silsilesi de çocukluğun kaderidir ya da çocuğu tüm bu zulmü yaşantılamaya iten iğreti dünyanın eseridir.
Çocuklar yetişkinlerin minyatürü değildir; böyle zannedilip üzerine gidilen çocuklar savunmasızdır, duygusaldır, hassastırlar. Parçası oldukları aileye, sunuldukları dünyaya birer emanettirler. Peki dünya bu emanete nasıl yaklaşmıştır? Tarih boyunca kölelikten işçiliğe türlü türlü acılara, eziyetlere, iradeleri dışında yönetilmelere maruz kalan minik bedenler; çağının iğreti emellerine alet olan masum yürekler... Tüm bu nahoş şeylere maruz kalıp da çocuk kalabilmek mümkün mü?
İçinde bulunduğumuz yıl, 2026... Çocukların gözyaşları ve çığlıklarına, korku dolu kalplerine, yaralı ve parçalanmış minik bedenlerine ve tüm dünyanın suskunluğuna ve şahitliğine şahit olan yıllar...
Gelecek nesillerin şimdiki çocuklar üzerinden inşa edileceği bir hakikattir; bu hep böyle var olagelmiştir. Bu yüzden kıymetli ailelerin varlığına ve bu ailelerin yetiştirdiği kıymetli çocuklara ihtiyaç vardır. Bir ülkenin sahip olduğu çocuk nesli üzerinden gerçekleştirecekleri, ülkenin bekası için mühimdir.
Sonuç olarak iyi bir gelecek vadetmek isteyen ülkeler, gelecek vadettirecek nesilleri yetiştirmeyi hedeflemelidir ve buna çaba göstermelidir.
Çocuklar sanıldığının aksine akıllıca ve doğru olanı net bir şekilde seçecek güçlü bir iradeye sahiptir ve bunun temel nedeni tertemiz ve bozulmamış olan özenilesi fıtratlarında yatar. Çocuğun gördükleriyle, duyduklarıyla, izledikleriyle, postmodern çağa olan maruziyetle özünden koparak nisyana dönüşmesi, çağın sömürüsü altında kalmanın yansımasıdır.
Peki bizler içinde bulunduğumuz çağın çocuklarının çıkamadıkları bir bataklığın içinde olduklarının farkında mıyız, yoksa biz de onlarla o bataklığa mı sürükleniyoruz? Çocukların kirlenen zihinleri umurumuzda mı? Çünkü; "Kirlenen zihinlerin ve fikirlerin hakikat üzerine yarar sağlaması mümkün değildir."
Çocuklar masumdur, duygusal olarak hassastır, korunmaya muhtaçtır, duyguya açtır, sevgiye muhtaçtır; saygıyla değerlidir, hoşgörü ile adım atar, cesaretle düştüğü yerden yeniden kalkıp koşar. Acı onun için unutulmaması gereken bir duygu değil, yaşadığı hayatın anlamlı olmasını sağlayan bir vesiledir.
Çocukluk evrenseldir; daima gülen gülüşüyle hayat veren çocukların güzel bakan kalpleriyle kalın.



