
Kadim bir ardıcın altındayım, dalları parçalayarak gelen rüzgarı ehlileştiren. Köklerinden uçlarına kadar sahici bir güçle dimdik ayakta. Ve ölüm kadar, hayat kadar; sevgi ve nefreti de birleştiren, şahitlik eden, meydan okuyan, değiştiren... Kadim bir ardıcın altındayım yer yüzünü gök yüzüne bağlayan. Ve pençeleriyle her ikisini sımsıkı kavrayan. Dibinde dökülen kanla, göz yaşıyla ve binbir çeşit hezeyanla beslenen. Kadim bir ardıcın altındayız. Hepimiz korku içinde onun şahitliğine şahitlik etmek üzereyiz. Kimimiz yanı başında ondan habersiz.
Kimimiz sezdi ancak anlamlandıramıyor olanları. Kimi topallayarak kimi koşarak kimi destek çıkarak. Ay ışığında el yordamıyla ilerliyorlar öylece.
Yakup sordu yabancıya:
“Sen de Yakup' u arıyorsun öyle mi?”
“Hayır”
“O zaman neden Yakup dedin bana?” Yabancı duraksadı bir an “Bilmiyorum, ilk aklıma geleni söyledim. Beni o çukurdan çıkarırken ay ardından parlıyor gibiydi ondandır belki”
“Belki de ardıcın fısıltısını duymuşsundur.”
“Ağaç nasıl fısıldasın amca?”
“Ağaçlar fısıldar hatta kimi sözleri anlatmaya tüm kainat fısıldar sen yeter ki dinlemesini bil.”
“Sen onlardan değilken nasıl duyabiliyorsun fısıltılarını?” dedi yabancı
“Onlardan olmadığımı nereden biliyorsun? Hem diyelim ki değilim; ben onları onlardan olmadığım için bilemiyorsam, sen de ben değilsin, benim onları bilip bilmediğimi nereden bilebilirsin ki?” Yabancı ne diyeceğini bilemedi. Ormandaki ağaçları incelemeye başladı.
Çevresindeki tüm ağaçları daha farklı görmeye başlamıştı sanki. Bir süre kapattı gözlerini, onların fısıltılarını duymaya çalıştı. Ancak duyduğu şey yaprakların hışırtısı, rüzgarın uğultusu ve köpeklerin havlaması oldu sadece. Sonra bu seslere birkaç kişinin bağırtısı eşlik etmeye başladı.
Ormanın girişine yaklaştıkça kasaba ahalisinin sesini duymaya başladılar. Hakim, Yabancı gelmeyince herkesi toplayıp aramaya çıkmış meğer. Yabancı buradayım diye bağırınca hepsi onlara doğru ilerlemeye başladı. Hakim koşup sarıldı
“Sana bir şey oldu diye çok korktuk, iyi misin?”
“İyiyim sadece ayağımı burktum. Büyük bir çukura düştüm. Yakup amca olmasaydı
çıkamazdım.”
“O kim?” dedi Hakim etrafına bakınarak. Yabancı arkasını işaret ederek Yakup amcanın olduğu tarafa döndüğünde kimseyi göremedi. “Gitti herhalde” dedi. “Umarım bir gün tekrar karşılaşırız.” Hakim yabancıya destek oldu kasabanın girişine kadar yürüdüler beraber.
“Eve biraz daha var istersen kıraathanede dinlen biraz, öyle gidelim.” dedi Hakim. “Hem olan biteni de anlatırsın”. Kıraathaneye girdiklerinde aylar öncesi gözünün önüne geldi yabancının. Buraya ilk geldiği zaman içini kaplayan huzuru hatırladı. Buram buram kitap ve çay kokusu. Gözlerini yakan sapsarı bir ışık. Ve birtakım sesler kulağına gelen. Şimdi bir zamanlar tanımadığı o insanlar gecenin bir vakti ormana koşmuşlardı onun için.
Önemsendiğini bilmek tarif edilemeyecek kadar güzel bir duyguymuş dedi kendi kendine.
“Bana bu kadar önem verdiğinizi bilmiyordum” dedi yabancı.
“Ne sandın seni orada bırakacağımızı mı” dedi Hakim
“Hem önemlisin hem değerli en çok olsa da tek korkan Hakim değildi” dedi Eyüp.
“Önemli, değerli aynı şey değil mi işte?” dedi Zeren
“Hayır, Önem güçle sınırlıdır, güç bitince önem biter. Değer sevgiye önemsemek güce bağlanır. Bizim için önemlisin çünkü sana beslediğimiz sevgi seni güçlü kılıyor.” dedi Eyüp. Kimi sevgi güçlendirir insanı kimi zayıf kılar. Dostlukların da sevginin de gerçeği, beklentisiz olanı insanı yüceltebilir ancak. Tıpkı bu ortamda olduğu gibi yargılamadan anlatabilir dinleyebilir dinlenebilir. Yabancı da bu insanlarla olmanın verdiği güvenle olanları anlatıyor diğerleriyse pür dikkat onu dinliyordu.
“Senin bu büyük çukur yalnız ardıcın dibindeki çukur mu”
“Yakup amca da ardıçtan bahsetmişti ama bahsettiğiniz yalnız ardıç mı bilmiyorum. Hem tonla ağaç var o ormanda onun özelliği ne ki?”
“ Orman sık ağaçlarla kaplı evet ama o ardıç hepsinden uzak bir yanı uçurum bir yanı çukurlarla kaplı. Ormanın en yaşlı ağacıdır o dibinde hazine var derler hep. Kaç tane define avcısı yakaladık dibini eşmeye, olmadı kesmeye çalışan.”
“Bir şey bulan oldu mu peki?”
“Yok be oğlum” dedi çaycı “ne hazinesi boş yere rahatsız ediyorlar garibimi. Hazineyi boşver de o adamın seni bulduğuna şükret yoksa o taraflarda zor bulurduk seni ismi Yakuptu değil mi iyi adammış.”
“Yok ismini bilmiyorum”
“Yakup amca demedin mi?” dedi Hakim
“Evet ama kendisi söylemedi emin değilim o yüzden”
“O söylemediyse sen nereden biliyorsun?”
“Sence ismim ne dedi Yakup dedim. Doğru dedi, ardıç fısıldamış işte bana da”
“Bu çocuk düşerken kafayı da çarpmış herhal” dedi çaycı
“Yani benim nezdimde o Yakup ama gerçekten Yakup mu değil mi bilemem”
“Bir buz muz getirin kafasına koyalım şunun” dedi çaycı gülerek
“Onun nezdinde sen kimmişsin bari”
“Musa”
“Biz isim söyleyince beğenmiyordun delinin teki ikna etmiş belli ki seni.”
“Deli değil de garip biri diyelim”
Eyüp araya girdi “Şaka bir yana ismi sevdiysen bundan sonra sana Musa diyelim mi ne dersin?”
Yabancı cevap vermeye yeltenecekti ki Hakim “Cidden bazen sesleneceğim ne diyeceğimi şaşırıyorum. Hem anlamı da güzel bak sen de kendi gerçeğini aramıyor musun, vasiyetini bir nevi?”
“Bilmem ki olur mu bana uyar mı?”
“Uyar Musa efendi bal gibi de uyar” dedi çaycı.



