
Uzun zaman önce, gökyüzünün derinliklerinde huzursuz bir yağmur bulutu yaşardı. Bu bulut,diğer bulutların aksine, her damlasında insanlara olan sevgisini taşırdı. Gökyüzünden dünyaya her inişinde, insanların telaşlı yaşamlarını izler ve onların mutluluğu için yağmur damlalarını dökerdi. Bulut, gökyüzüne ilk çıktığında her şeyi hayranlıkla incelerdi: rüzgarın serin dokunuşunu, ağaçların sessiz dansını, denizin engin maviliğini ve en çok da insanları...
İnsanlar, bulut için dünyadaki en değerli varlıklardı. Gözle görülmeyen ipliklerle kalbinin derinliklerinde bağlıydı insanlara. Neden bu kadar bağlı olduğunu bilmiyordu ama seviyordu işte. En çok insanları seviyordu. Öyle sevmişti ki her gün onlar için çalışır. Dünyadaki tüm damlaları onlar için arardı. Her gün sadece insanları düşünür. Yağmur yağdığında ne kadar mutlu olacaklarını hesap etmeye çalışırdı. Onların gülümsemesiyle sevinir, üzüntüleriyle hüzünlenirdi. Ama ne yazık ki insanlar onun varlığını pek fark etmezdi. Bulut, her yağmur damlasında onlara olan sevgisini ve ilgisini anlatmaya çalışırdı, fakat insanlar onu anlamaz ve kaçarlardı.
Bir gün, bulut yine gökyüzünde biriktirdiği su damlalarını yağdırmaya hazırlandığında, içindederin bir hüzün hissetti. İnsanlar neden onun sevgisini anlamıyordu? Onları bu kadar severken, neden sürekli kaçarak onu üzüyorlardı? Her seferinde kendini bir sebep bulup teselli ederdi. Bugün herkes çok yorgundu, yağmurumu dinlemeye fırsat bulamadılar. Bugün kötü bir gündü yoksa muhakkak beni dinlerlerdi. Bugün yağmur yağacağını tahmin edemediler yoksa muhakkak çok sevinirlerdi. Bugün... Bugün... Bugün... Gerçeği hep redderdi. İnsanların onu çok sevdiğini sadece şansının yaver gitmediğini kendine söylerdi.
Yani hep kandırırdı kendini. İnsanlar ne zaman yağmura ihtiyaç duysa bulut hep orada olurdu. İhtiyaç duyulduğunda yardım ederek iyi bir iş yaptığını düşünürdü. Yağmur yağardı ama kimse buluta bakıp ona teşekkür etmezdi. Yine de hiç pes etmezdi. Bir gün benim verdiğim değeri onlar da bana verecek, derdi. Her hayal kırıklığında onlar için daha çok çabalar, daha çok yağmur getirirdi fakat her seferinde hayal kırıklığına çıkardı yol.
Yine böyle bir gündü. Bir hafta öncesinde öylece durup düşünmüştü yine. Yoksa onlar bana benim verdiğim değeri vermiyor mu? Sonra aklını susturdu. Bütün hafta kendi için hiçbir şey yapmayarak her taşın altından bir damla topladı. O kadar çok topladı ki yılın en yağmurlu günü bu olacaktı. İşte bu sefer beni görmezden gelemeyecekler, dedi.
Yağmur damlalarını dökmeye başladığında, içinde bir umut ışığı yanmıştı. Belki bu sefer insanlar onu fark eder ve değerini anlarlardı. Ancak, yine beklediği gibi olmadı. İnsanlar hızla kaçıştı, şemsiyelerine sarıldı ve yağmurdan saklanmaya çalıştı. Bulut, bir kez daha hayal kırıklığına uğramıştı. Onlara gürledi:
"Neden benden kaçıyorsunuz, neden?"
Bir cevap yoktu.
Yine aynısı oldu; yine,yine, yine. Dedi. Kendi içine gömüldü. Sustu. Konuşmadı. Göz ucuyla bir kez daha bakmadı insanlara. Çiselemeye başladı. Kalbinden akan yaşlar yeryüzüyle buluşuyordu. Sanki biri kalbini sıkıyordu ve yağmur kalbinden damlıyorduAncak bir anda... Bir anda bir şey oldu. Daha önce hiç olmayan bir şeydi bu. Balkonda oturan bir kişi, yağmurun sesini dinlerken bulutun hüzünlü melodisini fark etti. İçinde derin bir ses uyandı. Gözlerini gökyüzüne dikti ve bulutun dikkatini çekmek için seslendi: "Hey, neden bu kadar üzgünsün, yağmur bulutu?"
Bulut şaşkınlıktan öylece kalakaldı. Ne olduğunu anlamlandırmaya çalıştı. Diğer bulutların arasından sıyrıldı. Yüzünde şaşkınlık ifadesi vardı. Elini kaldırdı. Gökyüzünde biraz süzülüp insana yaklaştı. Bu gerçekten bir insandı. Onu fark eden bir insandı. Bir şeyler söylemek için ağzını açtı. Sonra düşündü. Hayır, bir yanlış anlaşılma bu. Hayır, hayır deyip geri eski yerine döndü.
Biri onu fark etmişti. Hayır, bir insan onu fark etmişti. Fark etmekle de kalmayıp onun üzgün olduğunu anlamıştı. Kafasını iki yana sallayıp güldü. Hayır, hayır bu doğru değil. Eminim bana seslenmiyordur. Hiçbir insan bu zamana kadar beni fark etmemişti. Hiçbir insan benim duygularımı anlamadı.
Sonra yine bir ses duydu.
"Sana diyorum. Neyin var Bulut?"
Bulut bir an için sessiz kaldı. Sonra içinde fırtınalar koptu. Damlalar etrafa sıçradı. İçi içine sığmadı. Bağırmak, haykırmak istedi. Bir insan beni merak ediyor, demek istedi. Sonra içindeki çoşkuya rağmen yavaşça cevap verdi.
"İnsanlara o kadar çok değer verdim ki her gün, her saniye... Verdiğim değer katlanarak arttı.
Ama kimse... Kimse benim verdiğim değer karşılığında bana bu değeri veremedi. Benim verdiğim değere eşit bir değer vermelerine de gerek yoktu sadece biraz olsun... Biraz olsun sevilmek ve değerli olduğumu hissetmek istemiştim. Beni anlayabiliyor musun?"
İnsan, derin bir nefes aldı ve gözlerini buluta dikti.
"Belki de insanlar senin değerini hiçbir zaman anlamayacak. Biliyor musun, bazen ben de aynı hislerle boğuşuyorum. Ne kadar çabalasak da kimse anlamaz, kimse değer vermez.
Aslında hayatın acımasız gerçeği bu. Herkesi memnun edemeyiz. Bazen sevdiğimiz insanlar bizi sevmez. Bazen bizi seven insanlara biz yeterince değer vermeyiz."
Bulut'un içinde simsiyah bir küme oluştu. Küme büyüdü, büyüdü... Aslında İnsan'la konuşmaya başladığında umudu yeşermişti. ''Biz insanlar çok meşgulüz, bu yüzden sana değer verdiğimizi yeterince hissetiremedik. Çok üzgünüz. Aslında seni çok seviyoruz."
Beklediği sözler bunlardı.
Bulut' un Kristal kalbi o an çıtırdadı. Parçalanmıştı. Ve o an durup düşündüğünde aslında kaldı. Tüm çabalarının boşa gittiğini gördü. Kırılmış kristal kalbinde insanlara sevgisiyle yaşadı. Gelecekte onu neyin beklediğini gördü. Kendini bütün çabalarını etraftan toplarken buldu. Bir fırtınanın ortasındaydı. Kollarında topladığı çabası tek tek fırtınayla dağılıyordu.
Yetişip yakalamaya çalıştı. Savruldu. Savruldu. Avucunda bir parça çabası kaldı. Ona baktı.
Avcunun içinde sımsıkı tuttuğu bir parça çabasını kalbine götürdü. Başını eğdi. O an sadece kanı değil; göz yaşları, umutları, hevesleri, her şey donup kaldı"Sudan oluşan bu kalbim ilk defa bir yağmur olarak değil de bir acı olarak taştı. Sanki kalbim dondu ve bir kayaya fırlatıldı. Bilemiyorum, gerçekten bilemiyorum. Ben çok değer verdiğimi düşünüyorum. Veriyorum. Buna eminim. Ama neden... Neden verdiğim değeri alamıyorum.
Neden insanlar beni anlamıyor? Ne zaman beni anlayacaklar? Ne zaman beni düşünecekler? Anlaşılmayı hak ediyorum. Ben de anlaşılmak istiyorum. Sorun benmişim gibi hissediyorum. Ben yalnızlığı mı hak ediyorum? Değer verdiğim her insan teker teker kalbimi kırıyor. O kadar kötü bir varlık mıyım?. Varlığım insanları mutlu ediyor sanmıştım. Sadece birinin, hayır sen kötü bir bulut değilsin demesini bekliyorum. Demek ki bütün çabalarım nafile? İnsanları mutlu etmek için yaptıklarım boşa mı?"
İnsan, soğuk bir gülümseme ile devam etti: "Belki de. Her zaman takdir edilmeyi beklemek sadece daha fazla hayal kırıklığı yaratır. Bazen anlamak lazım, ne kadar çabalarsan çabala, herkes seni takdir etmeyecek. Bu, hayatın acı gerçeklerinden biri."
Bulut, insanın bu karamsar sözleriyle içindeki umut ışığının sönmeye başladığını hissetti.
"Peki, ne yapmalıyım? Nasıl devam etmeliyim? Bu gerçekle ne yapacağım. Beni bekleyen bu kaderle nasıl yüzleşeceğim? İnsanlardan bana fayda yok. İnsanları sevmeye devam ettikçe yüreğim daha da parçalanıyor. Oysa değer vermiştim...Yüreğimi savurdum.
Üzülmeme gerek var mıydı? Hassas olan ben miyim, gaddar olan onlar mı? Üzüyor...
Üzüyor... Artık üzülmek istemiyorum. Esas hatanın bende olduğunu biliyorum. İnsanların
tavırlarında bir sorun yok. Onlar insan... İnsanların normal davranışları. Şaşılacak bir durum
yok. Onlar hep insandı. Bencil, hırçın, nankör, çıkarcı... İnsanlar normaldi. Normal olmayan bendim. Bu hisler bana yabancı. Ama hayır. Benim insanlar gibi olmam lazım. Benim kendimden kaçmam lazım. Bulanık sular, beni içine çekiyor. Bu bulanıklıkta kendimi buluyorum ama bulmasam daha iyi."
İnsan, bulutun bu çaresizliğini gördü. O an insan olmaktan utanç duydu. Bulutun insanlar için kendini bu kadar yıpratması onu üzdü. "Devam etmelisin," dedi. Gözlerinde üzüntüyle "Ama beklentilerini düşük tutarak... Herkesi mutlu edemezsin. Belki de sorun, verdiğimiz değeri başkalarından beklemekten kaynaklanıyor," dedi. "Bizim değerimiz, başkalarının bize verdiği tepkiyle ölçülmemeli. Kendini sevmen ve değerini bilmen, başkalarının seni takdir etmesinden daha önemli. Herkesi mutlu etmeye çalışırken en çok kendini üzmüşsün. En çok ihmal ettiğin şey kendin olmuşsun... Bunu fark etmelisin."
Bulut, hala tereddüt içindeydi. Kafası çok karışmış, neyi düşüneceğini şaşırmıştı. Bunca zamandır içinde bulunduğu durumu yeni yeni anlamlandırıyordu.
"Ama nasıl başaracağım bunu? Bunca zaman hep insanlar tarafından takdir edilmeyi bekledim. Nasıl kendimi takdir eden ben olacağım?.."
"Bu kolay bir yol değil, kabul ediyorum. Ama sana şunu söyleyebilirim ki, değerini bilmek içsel bir yolculuktur. Kendinle barış yapmakla başlar. Evet, insanlar seni anlamayabilir. Evet, çoğu zaman yalnız hissedebilirsin. Ama bu yalnızlıkta, kendi varlığını ve gücünü bulabilirsin."
Bulut, hala ikna olmamış gibi iç çekti. "Kendi varlığımı bulmak... Ne kadar zor bir şey bu.İnsan, hafif bir gülümsemeyle karşılık verdi. "Evet, zor ama imkansız değil. Kendi değerini keşfettiğinde, dışarıdan gelen onaylara ihtiyaç duymayacaksın. Yağmuru sırf insanlar mutlu olsun diye değil, sen kendin mutlu ol diye yağdıracaksın. Ve o zaman, gerçekten huzur bulacaksın."
Bulut, insanın bu sözleri üzerine derin bir düşünceye daldı. "Belki de haklısın. Kendimi keşfetmek için bir yolculuğa çıkmalıyım."
Kendine değer vermek ne demekti, başta anlamadı. Uzun zamandır sadece insanlara değer veriyordu. Onlar için çabalıyordu. Çünkü insanları seviyordu. Ama gerçek sevgi bu muydu?
Gerçek sevgi, varlığını başkasına mı adamaktı? Kendini mutlu etmekte bir sevgi değil miydi?
Sevgiyi hep insanlardan bekledi. Eğer insanları gerçekten çok severse insanların da onu seveceğini düşündü. Ama öyle olmadı sevmeye devam ettikçe alçaldı. Her gün daha fazla değer verdikçe sıradanlaştı. Kimsenin gözünde bir önemi kalmadı. Eğer bulut kendine değer vermezse bir başkası ona bu değeri nasıl verirdi ki?..
Kendi için hiç düşünme fırsatı oluşturmayan bulut, bu sefer sadece kendini düşündü.
Dünyadaki varlığını, yağmurlarını, kalbini... Dünyanın her bir köşesini dolandı. Daha önce üzülerek geçtiği her bir sokağı tekrar dolandı. İnsanlar için harcadığı vakitleri izledi. Onlar için neler yaptığına baktı. Evet, bulut bunu hak etmemişti. O, çok değer vermişti. Ama insan hep insandı.
Aklındaki bu düşüncelerle göğe yükseldi. Tekrar tekrar gezdiği yerleri gezdi. Bir gün daha önce hiç uğramadığı, yağmurunu daha önce hiç getirmediği bir yer olduğunu gördü. Önce şaşırdı. Her yeri bildiğini düşünüyordu. Burayı atladığını hiç fark etmemişti. Burası göz alabildiğine uzanan kurak arazi, çatlamış toprağın hüzünlü manzarasıyla doluydu. Toprağın yüzeyi, yılların getirdiği kuraklıkla derin yarıklarla kaplanmıştı. Her adımda yükselen ince toz bulutları, uzun süredir yağmur yüzü görmemiş bu diyarda yaşamın zorlu mücadelesini hatırlatıyordu. Ufuk çizgisine kadar uzanan bu tozlu çöl, sararmış ve kurumuş otlarla süslenmişti. Bitkiler, yaşamdan umudunu kesmişcesine eğilmiş, birer birer yere serilmişti.
Toprak cehennem ateşi gibi yanıyordu. Bu yanmış toprağın üstünde bir grup insan sıcaktan bitap düşmüş gökyüzüne doğru dua ediyordu. Bulut uzaktan insanları izledi.
"Beni isteyen birileri var ama ben daha önce hiç fark etmedim. Beni üzen insanlara o kadar odaklandım ki onların peşinden o kadar çok koştum ki hiç fark etmemişim. Ben o insanlara yıllarımı harcadım, beni bir kez sevsinler diye her gün daha çok çalıştım ama beni hiç sevmediler. Burada beni bekleyenler var..."
İçinde garip bir his oluştu. Ne dolup taştı ne de yüreği kuruyup kaldı. Garip bir his ve yüzünde ufak bir gülümseyişle yarılmış toprakların arasını ılık yağmuruyla doldurdu. Cılız bitkilerin kökleri yıllar sonra suyun özlemini giderdi. Ve insanlar... İnsanlar bulutu çok şaşırttı.
Her biri yağmurda dans ediyordu. Bazıları kap getirip yağmuru biriktiriyordu. El ele bulutun altında dönmeye başladılar. Bazıları sevinçten ağladı.
Bulut yıllardır bunu beklemişti. İnsanların yağmura bu kadar çok sevinmesi onun çoşup gülmesine sebep oldu. Mutluluktan ağladı. Bir süre etrafına sevinç saçtı.
''Görüyor musunuz?! Benim için seviniyorlar. Beni seviyorlar.Gökyüzünde bir oraya bir buraya süzüldü. Yıllardır yapamadığı sevinç gösterisini burada yaptı. Kendi etrafında döndü. Koskocaman olup her yere yağmur yağmasını sağladı. Nefes nefese kaldı. Sonra biraz durdu. Yüzü gülüyordu. Yavaşca öyle kalakaldı. Yüzündeki gülümseme soldu. Bitmişti. Sevinci de buraya kadardı. Yıllardır tek istediği buydu. Sadece sevildiğini hissetmek istemişti ama şimdi ne olmuştu? Sevildiğini hissetmişti ama bu da bitmişti.
"Yıllarca bunun için mi çabaladım?" dedi. Sahi bunun için miydi? Sevinçten etrafta doyasıya süzülmüştü ama durduğu an fark etmişti ki bu onu ne bir adım ileri götürmüştü ne de bir adım geri. İnsanların onu sevmesi onu yüceltmemişti. Bulut hala buluttu. İnsan da hala insan.
İşte o an bulamadığı soruların bulamadığı cevaplarını fark etmişti. Bulut, bulut olduğu için vardı. Bu yüzden özel bu yüzden kıymetliydi. İnsanların onu sevmesi, değerini anlaması ona gerçek bir huzur getirmemişti. Gerçek huzur getiren şey bulut olmasıydı.



