
Sanatsal geldi, mutlu oldum
Halamın elbisesini gezdiriyorum.
Bugün onu yâd ettim. Aynı yolları o da yürüseydi, aynı tatları o da alsaydı dedim. Onun gözünden yaşamak, ayrı olsa gerek!
Yediği güzel yemekleri evde dener, gördüğü güzel yerleri etrafındakilere anlatır ve güzel anılarını kafasında tekrar tekrar yaşar. Benim veya herhangi bir yeğeninin ona benzemesini istemez. Kaderi benzemesin der hep. Onu çok seviyorum. Ve artık dualarıma onu katarken bencil olmayacak kadar büyüğüm. Onun için hayırlı bir eş, hayırlı bir iş dileyecek kadar.
Bana pişirdiği çorbaları, anaç tavrını, zevkli bir genç kız oluşunu, sırlarını bana anlatışını, onu seviyorum. Nostaljik şeylerden hoşlanışını, pratik zekasını ve önüne engeller yığılmasa, ataerkil sisteme kurban olmasa neler başarabileceğini düşünmeyi seviyorum. Benim üzerine düşündüğüm bir karakter kendisi.
Silik bir karakter başka öykülerde. Ama kendi romanında sade, güzel, nahif genç kadını okuyoruz. İnce yürekliliği altında ezilmiş kalbi ile ana karakter kadın. Öyle bayağı bir karakter değil. Kaba saba insanların arasında anlaşılmaması ve hatta kaybolması da bundan ya!
Genç kadının buhranlarını okuyoruz, hakkında sayfalar dolusu psikolojik tahlilleri. Başına gelen trajedileri, aşk hayatını. İnce ruhunun derinliklerini. Evet, romanı onu anlatıyor. Iç dünyasını, okuyucuya...
Bir de şiirleri var, ona onu anlatan. Farkında olmadığı çok şeyler var Fikriye'nin:
Ne üzerinde yeşil elbisesi, altında siyah topuklularıyla yürürkenki endamını biliiyor Fikriye ne namaz kıyafetlerinin koktuğu mis kokusunu
ne sevdiği insanlarla vedalaşırken dolan gözlerini
ne de küçükken babasından gördükleri muameleyi anlatırken titreyen sesini.
Ne insanlar üzerindeki etkisini..
İnsanların onu görünce ev sıcaklığıyla dolduğunu bilmiyor Fikriye, ona sarılmanın aile demek olduğunu...
8 yaşındaki Emine'nin düğümlenmiş boğazının ancak onun yanında açılışını,
Bir gece vakti halasıyla kanepede yatarken dertleşip ağlamasının bugün bile hatırladığı bir an olduğunu...
Bilmiyor Fikriye.
Ama bilmeli.



