
Boz ayın ahir çarşambası, kaybolmuşun çamursuz bir yolda.
Kara bir bulut boca ediyor gözyaşlarını, kaçışıyor korkudan leş kargaları
Serin bir lodos esiyor uzaklardan, karışıyor sevinçlerim kaygılarıma.
Kızılca bir sincap, tohum ekiyor dönülesi rüyalarıma.
Tam da bulacakken sığınacak bir duvar dibi, düşüyorum tepe takla.
Bir buğday harmanı zamanı, dövülmüşüm hudutsuz bir kırda.
Güneş gösteriyor kızgın bakışlarını, bağrışıyor susuzluktan Toros kurbağaları.
İntikamcı bir fesatlık basıyor çatılardan, yapışıyor düşlerim pişmanlıklarıma.
Avare bir Karaburun, omuz silkiyor yıkılası kahırlarıma.
Tam da dikecekken zafer bayraklarını, düşüyorum tepe takla.
Bir kuru gazeller sabahı, boğulmuşum coşkusuz bir çayda.
Bulutlar sergiliyor heybetli vücutlarını, uçuşuyor yurtsuzluktan yaban kazları.
Sarı yapraklar savruluyor ağaçlardan, dönüşüyor özlemlerim korkularıma.
Evsiz bir kör köstü, tünel açıyor unutası hatıralarıma.
Tam da Söndürürken içimdeki yürek yangınımı, düşüyorum tepe takla.
Yaman bir zemheri şafağı vurulmuşum doruksuz bir dağda.
Tipi saplıyor çavuş oklarını, ağlaşıyor soğuktan gelincik kızları.
Şuursuz bir çığ geliyor tepelerden, gömülüyor hayranlıklarım kıskançlıklarıma.
Alaca bir baykuş, el sallıyor acınası yalnızlığıma.
Tam da kıracakken içimdeki dev aynasını, düşüyorum tepe takla.



