
Bu ayçiçeği çevirmiş yapraklarını güneşe gerisin geri.
Ne tüm gecenin karanlığını, ne inatla her gün doğan güneşi, ne de açmayı bekleyen parlak sarı yapraklarını düşünüyor.
"Her döndüğümde incindi yapraklarım. Artık güneşe güvenmemekte kararlıyım." diyor.
Ölüp gitmeyi göze alacak kadar küsmüş umuda.
Sağındaki solundaki arkadaşlarından bir yardım bekliyor ama nafile;
Aynı gün dikilseler, aynı beldeden dahi gelseler; her çiçek, kendi toprağında açar çünkü.
En çok o şikâyet ediyor, en çok o üzüntüsüyle konuşuyor.
Ama biliyor musunuz?
En çok da o özür bekliyor.
"Vazgeçtim." dediklerinde kalan kalbi eğmiş yüzünü.
Güneşe olduğu kadar, kendine de küs.
O kadar korkuyor ki açınca yeniden koparılmaktan...
Özenle büyüttüğü çekirdeklerinin dört bir yana saçılmasından.
Yeşerttiği çiçekleri de görmüyor gözü artık korkularından.
Güne küsmüş olmaktan sıkıldı artık ayçiçeği.
Gitmek istiyor bu diyardan.
Ama bazen kaçamazsın kendinden.
Bazen aradığın uzak diyarlarda değil, ayağının dibindeki köklerdedir.
Güne bak, için acısa da güzel ayçiçeği.
Sarı yaprakların gül pembe olmayacak.
Dikenlerini batıramayacaksın seni koparanlara, güller gibi.
Elmalar yeşermeyecek dallarından.
Sen bir ayçiçeğisin ve öyle de kalacaksın.
Ama bir gün güneşle barışacak kadar değerini anlayacaksın.



