
Tek bir ses, koca bir grubu yanlışa sapmaktan alıkoyabilir mi? Bir grubu sürüye uymaktan kurtarabilir mi? Bugün Asch deneyiyle elde edilen bulgular tam da buraya karşılık geliyor.
Asch deneyiyle hem bu sorulara yanıt buluyor, hem de insan denen varlığa dair psikolojik bakış açımıza yeni bir pencere katıyoruz. Solomon Asch 1950'li yıllarda bir grup kolej öğrencisiyle 18 turdan oluşan bir düzenek hazırladı. Öğrencilere deneyin gözlem ve yanılsama üzerine olduğu söylendi. Katılımcılara aşağıdaki gibi 2 kart gösterildi. Sol tarafta bulunan çizgiyle aynı uzunlukta olanı sağ taraftan seçmeleri isteniyordu.

Cevap ise sizin de gördüğünüz üzere son derece açık ve bariz bir şekilde göze çarpıyordu.
Deneye başlamadan önce bilmeniz gereken bir şey daha var: İşbirlikçiler. Aslında odaya konulan 7 öğrenciden 6'sı aktör, sadece 1'i gerçek katılımcıydı. Sona oturtulan gerçek katılımcı her cevaptan önce kendinden önce verilen cevaplara şahit oluyordu. Aslında deneyin de amacı buydu. Yanlışa şahitlik, insanların; çoğunluğun fikrine uymak adına kendi duygularına, akıllarına hatta gözleriyle gördükleri gerçeğe bile ihanet etmesine sebep olabilir miydi?
Asch'in elde ettiği sonuç çarpıcıydı: Deneklerin %75'i, en az bir kez, gözlerinin önündeki bariz doğruya rağmen grupta yanlış cevap vermişti. Yani insanların büyük çoğunluğu, basit bir çizgi testinde bile, topluluğa uymak için kendi gerçekliğinden vazgeçiyordu.
Günümüzde onlarca insan gün içinde çevresindeki o küçük topluluğa uymak için ya doğrularından vazgeçiyor ya da sessiz kalıyor. İş yerinde haksızlığı görüp de ses çıkarmayanlar, arkadaş ortamında yapılan bir espriye gülüp geçenler, sosyal medyada bir zulmü görüp de kaydırmaya devam edenler... Hepsi Asch'in odasındaki o katılımcılar gibi. Peki ya siz? Son zamanlarda kaç kez doğru bildiğiniz bir şeyi söylemeden geçtiniz? Asch'in deneyi, bu soruyu sormamız için hâlâ burada. Muhtemelen farkında değiliz ama her sessiz kalış, çoğunluğun yanlışını onaylayan bir imza atıyor. Bazen aklımıza şu soru geliyor: Ben ne yapabilirim ki? Benim bu konuda doğruyu haykırmam neyi değiştirebilir ki?
Asch de tam olarak bunu merak etti. "Peki ya bu kalabalığın içinde sadece bir kişi farklı düşünseydi? Sonuçlar farklı olur muydu?" diye sordu ve deneyi tekrarladı.
Bu sefer odadaki altı aktörden beşi yanlış, sadece biri doğruyu işaret ediyordu. Yani grupta bir muhalif vardı. Gerçek katılımcı hâlâ sonlarda söylüyordu fikrini. Ve sonuç: Uyma oranı %32'lerden %5'e düştü.
Tek bir kişi. Sadece bir muhalif grubun oybirliğini bozmuş, diğerlerine kendi doğrularını söyleme cesaretini vermişti. Basit görünen hatta küçümsenen o farklı ses, her şeye rağmen insanların yanlışta oybirliği etmesini engelliyor, kendi fikrini sunma cesareti veriyordu. Yani bir kalabalık içindeki tek bir doğru ses kişileri sürüye uymaktan kurtarmak için yeterliydi. Hatta o tek doğru ses yanlışın tekrarlanmasını engelleyip doğrunun yayılması için bile yeterli olacaktı.
Ancak işin acı tarafı da şuydu ki deney sonuçlarına baktığımızda katılımcıların sadece %25'i tüm turlar boyunca kendi doğrusunda ısrar edebildi. Yani her 4 kişiden 3'ü en az bir kez sessiz kaldı, uydu ya da vazgeçti.
Belki de deneydeki en çarpıcı kısımlardan biri şuydu: Doğruyu söyleyen kişinin kararlı olması gerekiyordu. Çünkü Asch, deneyin bir varyasyonunda o muhalife bir noktadan sonra yanlışı söyleme talimatı verdi. Yani önce doğruyu söyleyen, sonra gruba uyup yanlışı söyleyen biri vardı odada.
İşte o an, "terk etme etkisi" devreye girdi. Çünkü muhalif, tutarlılığını kaybettiğinde, katılımcı yeniden grubun yanlışına uymaya başladı. Onlar için o tek doğru ses, artık güvenilir değildi. Ve uyma oranları, tıpkı ilk deneydeki gibi yeniden yükseldi.
Yani sadece bir kişinin farklı olması yetmiyordu. O kişi duruşunda kesintisiz, tutarlı ve kararlı olmalıydı. Çünkü ancak o zaman, başkalarını yüreklendirip cesaret verebiliyordu.
Asch'in deneyi bize sadece bir psikolojik olguyu değil, aynı zamanda bir ahlaki dersi de öğretiyordu: Doğru, çoğunluğun onayına muhtaç değildi. Ve çoğunluk, doğruyu yanlış kabul ettiğinde, bu gerçeği değiştirmezdi.
Peki ya bugün? Asch'in odasındaki o küçük grup artık yok ama kalabalıklar hâlâ aynı. Sadece çizgiler değişti. Tarih boyunca insanlık, aynı sahnenin farklı versiyonlarına defalarca tanıklık etti. Srebrenitsa'da 8.000'den fazla çocuğun, erkeğin katledildiği o Temmuz sabahı gibi, Ruanda'da yüz binlerce insanın birkaç hafta içinde öldürüldüğü o karanlık günler gibi, Doğu Türkistan'da ailelerinden koparılan ve hayatlarından olan on binler gibi... Zulmün adı ne olursa olsun, mekanizma hep aynıydı: Önce sessizlik, sonra kabullenme, en sonra unutma.
Bugün Filistin'de yaşanılan şey tam da bu. 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze'de 70.000'den fazla insan öldürüldü. Bunların yarısından fazlası çocuktu. Hastaneler bombalandı, okullar enkaza döndü, ambargoyla açlığa mahkûm edilen bir halk, kendi topraklarında mülteci konumuna düşürüldü.
Bugün Filistin için yaptığınız her paylaşım, katıldığınız her yürüyüş, küçüğünden büyüğüne boykot edip satın almaktan vazgeçtiğiniz her ürün, destek verdiğiniz her eylem; bazılarınca küçük ve işe yaramaz görülse de çok kıymetli. Ne var ki etkinizi küçümsediğiniz anda, değiştirdiğiniz suskunlukları yok saymış oluyorsunuz. Her vazgeçişin bir duruş olabileceğini unuttuğunuzda, doğruya muhalif olanları haklı çıkarıyorsunuz.
Bugün Filistin için ses yükselten bireyler işte o tek muhalifler. Evet, onlar dünyanın kendilerini değiştirmesine izin vermiyor, dünyayı değiştiriyorlar. Ve hâlâ doğrunun bir karşılığı olduğunu hepimize hatırlatıyorlar. Onlardan öğreniyoruz, belki de asıl direniş susmamaktır.
Direniş, her zaman cephede olmak değildir. Bazen direniş, susmayı reddetmektir. Bazen direniş bir damla su taşımaktır ateşe: bir paylaşımdır ya da bir haberdir. Asch'in deneyi bize gösteriyor ki, o tek ses, bazen bir zincirin ilk halkasıdır.
O odada tek bir kişinin doğruyu söylemesi, diğerlerinin cesaretini geri getirmişti. Sizin sesiniz de bugün bir başkasının suskunluğunu bozuyor. Bir başkasının "Yalnız değiliz, biz de kalabalığız" demesine sebep oluyor.
Siz doğrunun tarafında her yer aldığınızda insanların vicdanını ve hafızasını tazeliyorsunuz. Onlara güç veriyorsunuz. Sadece kazanılan şey bu bile olsaydı, eylemleriniz yine de çok değerli olurdu.
Asch'den sonra deney defalarca tekrarlandı. Farklı zamanlarda, farklı ülkelerde, farklı kültürlerde yeniden denendi. Sonuç yüzdesel oranlarda birbirine çok yakındı. İnsan, çoğunluğun uymaya meyilliydi. Ama her seferinde, o tek muhalif ses geldiğinde, kalabalık dağılıyordu. Çünkü kalabalıkların, içindeki doğruyu ortaya çıkaracak bir sese ihtiyacı vardı.
Günün sonunda geriye tek bir soru kalıyor: Siz bu kalabalığın neresindesiniz; susup seyreden mi, yoksa ateşe bir damla su taşıyan mı?



