
Değerli okuyucu, selam.
Bugün benim iç mülahazalarıma konuk olacaksın. Çünkü senden, klavyemden ve ekranımdaki ışıktan başka kimse yok beni dinleyecek bu gecenin karanlığında.
Ben galiba hayatta ilk defa bir şey kaybettim ve etkisinden hâlâ kurtulabilmiş değilim. Yazmaya mecalim yok. Kafamın içindekileri susturmaya çalışırken bitap düştüm. Yorgunum, üzgünüm, kırgınım ve küskünüm. Kaybettikten sonra hayatın anlamını ve hayat amacımı sorgular oldum. Ben ben miyim, neden böyleyim, ne yapıyorum, nereye gidiyorum? Kocaman bir soru işareti kaldı; ne desem emin değilim. Sorularla ve düşüncelerle kavga ederken geriye kalan tek şey şu cümle oldu: Kendine haksızlık ediyorsun.
Bir hiç olacağımız bu dünyada kendine haksızlık ediyorsun. 200 yıl sonra seni tanıyacak hiç kimse yokken kendine haksızlık ediyorsun. Ömrünün en güzel yıllarında kendine bu kadar yüklenirken kendine haksızlık ediyorsun. Ailen, sevdiklerin hayattayken ve yanındayken kendini hüzne mahkûm edip kendine haksızlık ediyorsun. Kavga etmene gerek olmayan her şeyle kavga ederken kendine haksızlık ediyorsun. Kendine sorduğun "Peki sonra?" sorusunun cevabı bu kadar saçmayken kendine haksızlık ediyorsun. Günün sonunda hiçlik makamına varacak birisi için kendine haksızlık ediyorsun.
Evet sevgili okuyucu; "Peki sonra?" dediğin zaman kendine esaslı bir cevabın yoksa kendine haksızlık ediyorsun. Peki, ömrünün sonunda hiç olacakken kendini helak etmenin ne faydası var sana?
Küllü hâlin yezûlü. Her hâl geçicidir.
Öyleyse sevdiklerinle olmanın şükrünü ve mutluluğunu yaşa.
Ve ilerlemeye devam et.



