Mizah, tarihten bugüne muhabbetlerimizin, izlediklerimizin ve en güzel sohbetlerimizin başrolüdür. Bazen zekice bir nüans, bazen de güldürecek kadar düz bir mantık...
Fakat günümüzde toplumun her alanına sirayet eden o "sınırsızlık ve doyumsuzluk" ihtiyacı, mizahı da bir düşünme aracı olmaktan çıkarıp zihinsel bir anesteziye dönüştürdü.
Artık neye güldük, neden güldük, kimler güldü, kimler ağladı? Mizah gerçekten bir "kendini ifade etme" biçimi mi, yoksa kötü tarafını açıkça göstermekten çekinenlerin bir gülümsemenin arkasına sakladığı sinsi bir silah mı?
Gün boyu ekranda kaydırılan videolar, kahkahalar atmak için sıraya girip alınan biletler... Fakat gelin görün ki, o salondan yükselen kahkahaların bedeli sanıldığı kadar ucuz değil.
Başkalarının değerlerinin aşağılanmasını "özgürce" komik bulurken, kendi değer verdiklerimizin ayaklar altına alınmasına da aynı rahatlıkla gülebiliyor muyuz?
Veyahut ayaklar altına alınabilecek kadar bile bir değerimiz kalmadıysa, ortada gerçekten gülecek bir şey var mı, yoksa sadece ağlanacak halimize mi gülüyoruz?
Dergimizin; doğrularını, aklını ve duygularını kapının dışında bırakmayan bu yeni sayısına hoş geldiniz.
Hepinize yüzünüzde tefekkürlü bir tebessüm ile iyi okumalar dileriz.
-Z.U
