
Gördüğünün yansıması düştü içime,
Yakıp yıkıp geçti sözlerin
Ardın sıra bıraktığın nefesler doldu ciğerime
Soludum derken seni,
Kokun bir yel oldu esti,
Gitti bizden uzaklara
Ağladığın vakit pencereme değdi yağmur taneleri
Güldüğün vakit kuşlar kondu penceremin pervazına
Susturdum içimdeki sesleri
Seni duymak, sesini unutmamak içindi
Dinlediğim o eski beste...
Uyuyamadığın geceler lambam hep açıktı
Uyumak istiyorum dediğin gün anladım
Mumun sönmüş, külleri esmiş odama
Sarılmak istiyorum demiştin bir keresinde
Babama, anneme, sevdiklerime...
Seni sarmalamak içindi açtığım kollarım,
Broşun ucuna koyduğum yaşamak fikrini
Yakana asmaktı tek dileğim
Kilometreler arasından seni bulup çıkarıp kozandan
Üç günlük ömrünü izletmekti isteğim
Bak, ne kadar çok sevdirdin kendini
Ne çok sevdim seni...
İpe serer gibi serdik umutlarımızı,
İpin kısa geleceğinden bihaber
Gelmedi beklediklerimiz
Hiç bilmedi sırrını insanlar
Sen bir ardıç kuşu
Ben bir ağaç, kondun dalıma usulca
Köklerim vardı benim,
Senin yokmuş...
Geç fark ettim bir gün uçup gideceğini
Sormadım nerden geldin, nere gidersin
Sen bir öksüz, ben bir garip
Alıp kollarıma sardım seni,
Uçmadan evvel son kez baktım kanatlarına
Uçuracak mı Ardıç kuşumu o küçük kanatlar
Köklerine sarılmış bir ağaç,
Kanatlarını çırpan bir Ardıç,
Geriye ipe asılı kalan umutlar...
Ardıcın yolu pek uzun,
Benimkisiyse ne kısa...
Evvel-i Ahire uçarken o,
Kanat çırpmayı öğretti bana
Vazgeçtim köklerimden...
Yürüdüm tuna boyunca,
O uçmak için gelmişken buralara,
Kanat çırpa çırpa yürüdüm ardından
Upuzun yollarda yürümeye meylettiyse de Ardıcım,
Uçmak yazılıydı alnında
Ve alna yazılıydı ayrılık...
Zehra Turkay
(Melihat Gülses- Göçmen Kızı eşliğinde, Biricik Göçmen Kızı'na..)



