Hikâye

YOL 9

Kasım 202511. Sayı5 dk okuma
Dergide okuMetne geç
KELİMELERE KULAK VERİN

Sesli okuyucu

Sesli okuyucu hazırlanıyor…

Görsel:Yapay Zeka Tasarımı
Görsel:Yapay Zeka Tasarımı

Önceki bölümden bir kesit

(...)

Hakimle arkadaşı eski günlere dair konuşmaya başladılar Musa da onları dinliyordu bir

yandan da göz ucuyla çocuğu kontrol ediyordu. Askerlikten tanışıyorlarmış. Mustafa’ymış

adamın adı. O dönem samimilermiş ama sonradan denk gelememişler bir türlü. Ta ki geçen

haftaya kadar Mustafa’nın yolu bizim buralara düşmüş. “Buraya gelirken de aklıma düşmüştü

ya nasıl bulacağım koca şehirde bizimkini diyordum kendi kendime” derken sırtına hahifçe

vurdu Hakimin ve devam etti

“Musa inan bana tekneden indim bak iner inmez baktım Hakim karşımda adamın biriyle

konuşuyor”

“Ben de” dedi Hakim “Ayda yılda bir inerim şehre onda da o taraflara gelmem normalde.

Bizim mantarları gönderdiğimiz adam ısrar etti orada işim var oraya gel diye o yüzden

geldim.” “Ben tabi Hakimi bulmuşum kaçırır mıyım bir koşuşum var yanına görmen lazım”

“Ama iyi de oldu ne kadar olmuş görüşmeyeli be Mustafam. Burnumda tütüyormuşsun da

fark etmemişim.” Onlar konuşurken çocuk teknenin pruvasına uzanmaya çalışıyordu. Geç

fark ettikleri bir şeyde bu olmuştu. Çocuk suya düştüğünde diğerleri daha ne olduğunu

anlayamadan Musa o tarafa doğru koşmaya başladı.

Çocuk suda korkuyla çırpınıyor, çırpındıkça daha da batıyordu. Musa çocuğun düştüğü yere

ulaşmıştı ki Mustafa onu omzundan tutup “Dur sen şurdaki halatı getir ben hallederim” dedi.

Suya atlayıp çocuğa yardım etti. Sonra da el birliğiyle çıkardılar ikisini de sudan. Sırılsıklam

olmuşlardı. Neyseki çocuğun durumu iyiydi sadece hem korkudan hem de soğuktan

titriyordu. Yakınlardaki bir barakaya götürdü Mustafa onları. Harabe denemeyecek kadar

canlı ancak bir o kadar da kadar yıpranmış bir yerdi burası. Mavi renkli, kısım kısım atmış

sıvasının üzeri özenilmeden örtülmüş, etrafına hurda demir ve tellerden sözde çit yapılmıştı.

Kapının önünde rengarenk leğenler ve sarı lastik botlar duruyordu. Nem, balık ve pas

kokusu sarmıştı her yanı. Başta yüzleri hafif buruşsa da içerideki sobayı gördükten sonra

koku kimseyi rahatsız etmemeye başlamıştı. Hakim ve arkadaşı sobayı yakmaya koyuldular.

Çocuk üzerindeki örtüye sımsıkı sarılmış sabırsız gözlerle onları izliyordu. Musa ise

karşılarında biraz yüksekçe bir yerde duran aynaya dikmişti gözlerini. Tam ortadan başlayan

çatlak yedi parçaya bölmüştü aynayı. Her biri başka parçada, yanyana olmalarına rağmen

çok uzaktalarmış gibi yansıyorlardı. Soba yakıldı çaylar koyuldu.

Mustafa: ”Normalde buralada kalacak yer bulamazsam diye burayı göstermişti bizimkiler, bu

kadar erken geleceğimi ben de tahmin etmiyordum” “Biraz garip bir karşılaşma oldu” dedi

Hakim “Oldukça soğuk ve ıslak bir karşılaşma” diye ekledi Mustafa. Çayları doldurdu Hakim

sohbetin başlayacağı hevesiyle aldığı ilk yudum ağzını yakınca kaşıkla boş çayı karıştırmaya

başladı.

Hakim: “Eskiden dünyanın uçuk kaçık yerlerine giderdin bazen de beraber giderdik gerçi ya

her buluştuğumuzda en güzel hikayelerini ilk bana anlatırdın.”

Mustafa:“Yine gideriz Hakim ne var sanki.” Hakim: “Yok be Mustafa geçti artık bizden. Sen anlat bakalım ne hikayeler getirdin bu sefer”

Mustafa: “Hiç kusura bakma Hakim efendi sen bana taş çıkartırsın. Geçmişmiş bir benim

başımdaki aklara bak bir de seninkilere sanki gittiğim zamandaki halin. Bunca yıl bir yıldız

bile mi düşürmez o saçlara.” “Tamam be tamam gideriz yine” dedi Hakim hafifçe sırıtarak

“Hadi anlat bakalım vardır sende ilginç şeyler” “Yani var tabii, bir mantar buldum ama bildiğin

gibi değil.” sonra kalkıp odanın köşesindeki minik gri valizin fermuarını açtı Mustafa. Biraz

karıştırdıktan sonra elinde minik bir blokla geri geldi. “Bakın bakalım. Mantarlar konusunda

eline su dökülemez biliyorum ama iddia ediyorum böylesini sen de ilk defa görüyorsun.”

Şeffaf reçinenin içinde beyaza çalan incecik saplarının üstünde tıpkı bir çiçeğin polenlerini

andıran çıkıntılara sahip şapkaları duruyordu mantarların. Hakim elbette buna benzeyen çok

çeşit mantarla karşılaşmıştı ama gözlerini faltaşı gibi açtıran bu mantarların minik bir

karıncanın bedeninden çıkmasıydı. “O gördüğün sadece bir mantar değil. Bir manipülatör ve

bir katil. Doğrudan zehirlemiyor diğer mantarlar gibi. Önce ele geçiriyor karıncayı, yönetmeye

başlıyor: kendi topluluğundan uzaklaştırıp en iyi büyüyeceği ortamı sağlaması için

köleleştiriyor ardından önce onunla, sonra onun kendisi için sağladıklarıyla büyüyor

çoğalıyor taa ki sömürecek yeni bir tanesini buluncaya dek. Anlayacağın bir zamanlar

karıncalara yem olan mantar gün geliyor seçtiği karıncanın bedenini tüketebiliyor.”

Hakim: “Vay be böylesini cidden ilk defa görüyorum. Musa: “Peki o mantarın etkisinden

kurtulabilir mi, zihnini ele geçirmiyor ya” Mustafa: “Kurtulamıyor yani bildiğim kadarıyla, tüm

bunları yaptırabildiğine göre zihnini ele geçiriyor desler de şaşırmam. Kaldı ki karınca bu

insan zihniyle bir değil ki”

Musa: “Diyelim ki kurtuldu, sence kendisini hatırlayabilir miydi yeniden? Yoksa sürüklendiği

yerde kayıp mı olurdu?”

Hakim:” Tekrar kendine gelirdi, zehrin etkisi kalırdı elbet bir süre ama zamanla onu da atardı

bence”

Mustafa: “Ben tamamen etkiden kurtulabileceğine inanmıyorum belki sürüklendiği yerde

yaşamayı öğrenirdi ama eski yuvasına dönemezdi. Karıncalar belli kimyasallar bırakırlar

sürüleri bu şekilde bulurlar o yüzden sürüden bu şekilde ayrılanın yeniden sürüyü bulması

kolay olmaz. Kokuyu tanıyamaz bir kere.”

Musa: “İyi de alt tarafı bir mantar bu”

Mustafa: “Alt tarafı dediğin hayvanın hareketlerini istediği gibi kısıtlıyor, yönlendiriyor. Uzun

süre farklı kültürlerin baskısı altında kalan toplulukları düşün zihinlerini yönetemiyorlar belki

ama hareketlerini kısıtlıyorlar buna rağmen benliğini yaşattığını iddia etse de toplumlar

zamanla ya asimile oluyor ya da bir miktar uyumlanıyor.”

Musa: “Uyumlanmak diyorsun da zaten başta ilk anında da uyumlanarak öğrenmez mi insan.

Kimliği bulmak diyoruz kaybetmek diyoruz bulduğunun sana dayatılan mı yoksa ait olduğun

şey mi olduğunu nereden bilebilirsin. Çevrede gördüğünü özümser her varlık hele ki insan.

Türkçe konuşan bir eve doğup da ilk cümlesini farklı bir dilde kuran çocuk gördün mü sen

hiç.”

“Herkes ait olduğu yere doğar” dedi hakim “Herkes doğduğu zamanın ve yerin ona ihtiyacı

sebebiyle o’radadır. Ben buna inanırım.” Musa: “Peki sizce bir toplumu sindirmek mi daha kötü yoksa aidiyetini çalmak mı?”

Mustafa: “Ölmeyi mi tercih ederdin yoksa uzuvların eksik yaşamayı mı?”

Musa: “Ölmeyi”

Hakim: “Ölmek tabii ki”

Çocuk: “Yaşamayı” dedi itiraz edercesine

Mustafa: “Hayatı ne kadar sevdiğine bağlı. Ben de Yaşamayı derdim. Sonuçta Umut hep

olmalı değil mi senin yaptığın gibi ya kurtulsaydı diyebilmeli insan.”

Musa: “Ama o düşman illa olacak yani”

Mustafa: “Elbette bak bu mantarlara; böcekler için birer düşmanlar, insanlar içinse şifa.”

Hakim: “Yaratılmış olan her şeyin bir zıddı olur elbet. Bu da dengeyi sağlar aslında. Başta

düzensiz gibi görünen bir düzeni var doğanın. Yukarıdan üçüncü bir göz olarak baktığında

anlaşılabilecek bir düzeni. Bu düzeni bozmaya çalışansa eninde sonunda yok olmaya

mahkum oluyor. Düzen hükmün kendisi ve hüküm kibri kabullenmez.”

KALEMDAR · 11. SAYIBu yazıyı dergi içinde oku

Aynı raftan.

Hikâye arşivi
Fotoğraf:İklil Naz AVCI
Fotoğraf:İklil Naz AVCI
Hikâye14. Sayı

SARI KARANFİL

Nida GÜLIRMAK

Uzakları bir sis bulutu kaplamıştı, ardından gelen acı koku genzini yakıyordu. Arnavut kaldırımlarda, festivalden kalan kırmızı, mavi ve daha birçok renkte balonlar vardı;…

Yazıyı oku 1 dk okuma
Fotoğraf: Sude Ceren AKPINAR
Fotoğraf: Sude Ceren AKPINAR
Hikâye13. Sayı

BİR TELEFONUN BÖLDÜĞÜ

Zehra TURKAY

Bir, iki, üç.. Köy minibüsünde ağır aksak ilerlerken bir yandan telefonumun şebekesini kontrol ediyor, bulacağım ilk sinyal ibaresinde eşime mesaj göndermek için hazır…

Yazıyı oku 7 dk okuma
Fotoğraf:Tesnim
Fotoğraf:Tesnim
Hikâye13. Sayı

ÖLÜMCÜL FARKINDALIK!

Ahmet TAĞMAT (Nafî)

Gecenin körü sabahın ilk saatleriydi, güneşin geceden hapsinin son demlerini alıyordu, gecenin kasvetinden güneşin yüz yıllık esaretinin bitişi ve Nafi' nin esaretinin son…

Yazıyı oku 4 dk okuma