
İlim nedir, İslam'ın ve diğer dinlerin ilme olan bakışı nasıldır, her ilim hakikati taşır mı, günümüz toplumun ilime olan bakış açısı nasıldır, her kaynak ilme tanıklık edebilir mi, ilmin beşeri getirdiği nokta nedir, ömür boyu hemhal olmamız gereken ilimin bizim hayatımızdaki gayesi nedir, ilimi amaç ve uğraş edinen bir birey için fıtratına layık olma çabasıyla hakikatin peşinden ilerlediğini söyleyebilir miyiz..?
Az şey bilenler, çok şey bildiğini zanneder.
Lakin çok şey bilenler, öğrendikçe bilmediklerinin çokluğu ile ilme susamış olanlardır.
İlim, derya deniz, öğrendikçe öğrenesi gelir insanın...
Maddi ilimler, manevi ilimler, fiziki boyutu kapsayan ilimler; aklın, irdelemenin, dünya ve ahiret dengesinin korunduğu, metafiziksel boyuttaki ilimler ve bunların tümünü kıymetli kılan, ayrıştırmayan, ne olursa olsun "bil" diyen, kendini geliştir diyen, hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu diyen, hiç akıl etmez misiniz diyen, hiç düşünmez misiniz diyen, hiç ders çıkarmaz mısınız diyen:
"İslâm", ne kutlu ve toplumu değerli kılmayı amaçlayan nadide bir dindir.
Toplumun mensup olduğu din, her daim ilim ve bilimi etkileyen önemli bir husus olmuştur.
Çünkü toplum, bu dinin (İslam) öğretileri ile yaşamını idame ettirmeye çalışır, bu öğretiler kişiye ilmi bir bakış açısı ve çalışma gayreti sunar.
İslam dininin ilme olan bakış açısı nasıldır?
Her Müslüman içinde bulunduğu çağın ilim kapısı olmalı, ayetleri İlmek ilmek ilimle işlemeli, pragmatik bir yaklaşımla yaratılış gayesini şekillendirmelidir.
Maalesef içinde bulunduğumuz bu dar zihniyet, batının etkisi kaynaklı olarak din ile bilimi birbirinden tamamen zıt iki ilim dalı olarak ayırmış, birbirlerini tamamlayan o kuvvetli bağı yok saymıştır. Bilimi ve ilimi doğuran hakiki bilginin din başlığı altında İslam da ve vahiyde var olduğu gerçeği gerekeni açıklıyor.Çünkü en hakiki ilim Kur'an'dır, bir şeyin ilim noktasına değerlendirilebilmesi için delilleriyle ispat edilmiş olması, doğmalara dayanmaması, taklit marazından uzak olması gerekir.
İlim Kur'andır, doğruluğu, uygulanabilirliği, faydacılığı esas olandır.
İlimin sonsuz ve hatasız sahibinin ise yalnız Rab olduğunun bilincinde olmalı
insan, öyle kudretli ve azami bir ilme sahip ki " Ağaçlar kalem, denizler mürekkeb olsa ve bir o kadar daha olsa yetmez şahit kılmaya. "
Allah'ın insanlara bahşettiği ilim, kudret, akletme, düşünme ve üretme yeteneği ile yeni buluşlara imza atmışlardır, bahşedilen hikmetin farkında olmalı insan, O'nsuz bir hiç olduğunun farkında olmalı...
Kendine dön de bir bak ey beşer, bu yüce ilim ve kudret sahibinin yanında seninki ne söylemeye değer ne de övünmeye.
Lakin insan tüm bu başarılarının sonucunu kendinden bilecek, hırsının mahkumu olacak kadar efikadır.
Devreye Allah'ı koymak ve ondan medet ummak, başarıyı yalnız O'ndan beklemek, tevekkül anlayışının kuvvet bulduğu zihniyet; ne kutlu bir zihniyet ne yüce bir kişiliktir!
Kişinin kendisini ilmen zenginleştirmesi; onu kendi için, çevresi için, bulunduğu zaman için, gelecek için, ülkesi için, değerleri için, mensubu olduğu din adına kıymetli ve değerli kılar.
Lakin tam tersi boyutu düşünecek olursak ilmen aç kalmışlık onu zayıflatır ve güçsüzleştirir çünkü fıtratına sırt çeviren insan, kıymetli değil zelil olmaya mahkumdur.
Kişinin bilmediğini bilmesi ilmin başıdır demiş Rasulallah. Bilmediğini bilmiş zannedenler, bilmek için gayret göstermeyenler maalesef cehalet içerisinde yaşamlarını sürdürüp gidenlerdir. İlim peşinde koşanlar, bilmediğinin farkında olup bilmek için çaba harcayanlar, toplumun refah seviyesini yükseltecek olup kazanacak olanlardır. İlim öğrenmek insana farzdır, aynı zamanda fıtratına kodlanmıştır. İnsanoğlu; bahşedilen zeka, akıl, yeniyi arayış, bilinmeyene merak ve öğrenme içgüdüsüyle var olagelmiştir.
Bu varoluşun zelil oluşu 'Modern Cahiliye'... Batılı zihniyetin örnek alınmasıyla doğan iğreti süreç....
Cahil bir toplum ama modern çağını yaşıyor. Belki kişiler farklı, gelenekler öğretiler farklı, amaçlar farklı lakin zihniyet aynı.
Teknolojik alanda yapılan ilerlemeler, bilimsel alandaki yeni buluşlar, formüller, ilaçlar, yapay zekalar ve daha birçoklarının artış göstermesi, toplumu modern cahiliye çatısından uzaklaştıramıyor. Çünkü manevi yozlaşma içerisinde olan bir toplum, ilim ve bilimin zenginliğini yaşasa dahi nefsani ve şeytani amellerini araç hale getirdiği için ilerleme kat edemez.
Gayesi yalnızca materyalist zihniyetin emellerine gebe olan bir toplum;
Tüketimin had safha'ya ulaştığı, insanların üretici zihniyetini ve yaşantısını yok edip yalnızca kendilerine muhtaç hale getiren modern cahiliye...
Ahlaki değerlerin yozlaştığı ve değer kaybettiği, edep ve hayanın özgürlük adı altında yerlerde çiğnendiği, kimliğinden, dininden, milletinden, ailesinden utanan bir toplum ve toplumlar yaşamaya ve doğmaya devam ediyor. İşte cahiliyenin en dibinin medeniyet maskesine bürünmüş hali.
Vahiyden uzaklaşan ,kendilerini başıboş bırakan,
yol almaya çalışan ama hüsranla sonuçlanan ve sonuçlanacak olan modern cahiller...
Toplum olarak bu süreçten sıyrılmak en büyük duamdır. Çünkü bu yaşayış; Rab'bin bize bahşettiği ilim, irfan, akletme ve öğretmeye yapılan ihanettir.



