
Savaşı ne zaman bitecek, bilmiyor. Bir zafer var mı, varsa o komutan iken mi kazanılacak, bilmiyor. Ama o muzaffer edasını çoktan kuşanmış geziyor; gözleri dağlar dağıtıyor. Bakışları hep pervasız, tavırları hep haklı. Memnun da değil halinden, zor dayanıyor sanki her bir davranışına. İnsan bu denli tahammülsüz olur mu kendine, şaşıyor içinden. Yolunu da şaşmış görüyor bakınca; yönünü kaybetmiş.
Ne yergileri var aynaya sakladığı. Ne övgüler var geri almak, yalanlamak istediği. İnsanların onu, pembe gözlükler takmış misali olduğundan iyi görmesinden sıkılmış.
Öyle sıkmış ki kendi kendini. Değişmek istiyor, değiştirmekten usanmış; onu, bunu. Değişen kendi olsun istiyor bu defa; pişmanlıkları olsun, gittiği yollarından dönsün. İnsan kendi için böyle hayaller kurar mı? Haksız olmanın, özür dilemenin, kabullenmenin tadını özler mi insan? Bal gibi de özlermiş! Hem sıkılmış artık "tatlı sevmem" klişesinden; bal kadar olmasa da bal gibi de sever halbuki. Neden bu değişimi reddedişi, ne var artık seviyorsa; artık aynı nefretleri hissetmiyor, aynı itlikleri etmiyorsa?
Kararını verdi o:
Artık fotoğraflarına bakınca sinirlenmeyecek, kenetlemeyecek dişlerini.
Üzmeyecek, üzüldüğü kadar sevdiklerini.
Hep bir kavgalı, hep bir muhalif olmayacak.
Gardını ne zaman indirse pişman olmayacak artık. Yarasını her gösterişinde eskisinden de kalın giyinmeyecek.
Eskisinden sık ağlayacak, katı kalbi yumuşayacak akan yaşlarında.
Dönüp bakınca olduğu kişi mutlu edecek onu. Kavgacı, huysuz bir kocakarı hissetmeyecek kendisini.
Cıvıl cıvıl neşesi geri gelecek. Sevdiklerini kırmaz halleri.
İçindeki savaş durulacak, kazanmak mümkün mü bir asker olarak, yoksa hep komutanlar mı muzaffer? Onu görecek.
Ulaşacak mı o çok gözlediği düzlüğe, yoksa güzel günlerini kötülerini bekleyerek heba mı ediyor? Görecek.
Dilinde de bir kemik büyüyecek mi, ağzına geleni söylediği değil de bir emek işlediği cümleleri olacak mı?
Dürüstlük mü yaptığı, kırdığı tonla insan doğruya mı küs bunca zaman?
Tüm ipleri eline almıştı hani? Fakat çektikçe açılan o yaralar da ne? Ne çok kan akıyor sevdiklerinin kalplerinden!
Omuzları henüz yaş, sarılmış da ağlamışlardı hani ona. Sevdiklerinin
gözyaşlarını silen kişiden onları ağlatana ne ara dönüştü?
Tut ki onların ellerinden, al da gönüllerini.
Tut ki:
Sevinçle konuşulan konular, bir daha bahsini açmadıklarına dönüşmemiş.
Yaşanmamış duygular nefrete bulanmamış.
Dertlerin üzerine düşünmekten kör kuyulara hapsolunmamış; kimse kurtarmaya gelmeyince küsülmemiş.
Artık anlaşılmış ki kurtarılmak için yardım istemek gerekliymiş.
Emine Zeynep TUNCEL
2 Temmuz 2025



