Hikâye

YOL 8

Temmuz 202510. Sayı4 dk okuma
Dergide okuMetne geç
KELİMELERE KULAK VERİN

Sesli okuyucu

Sesli okuyucu hazırlanıyor…

Görsel: Yapay Zeka ile Tasarlandı
Görsel: Yapay Zeka ile Tasarlandı

Parmaklarının arasından geçen ufak bir esinti denizin tuzlu kokusunu ulaştırıyor Yabancıya.

Geçmişinin boğucu nemini çekiyor içine Hüznün umudun beklentinin ve ne kadar uzaklaşsa

da kaçamadığı korkularının yükünü taşıyor. Kimliğini bulmanın, Musa olmanın yükünü.

Hatrına gelen kesik kesik anıların, sadece en büyük pişmanlıklarını barındırmasının yükünü.

Hakim’i görüyor, yanına yaklaşıyor. Bir meltem sarmalıyor ikisini. Yeni bir dalga geliyor ve

ayak diplerindeki deniz kabuklarını süpürüyor.

“Canım acıyor” diyor Musa

“Biliyorum”

“Ben ciddiyim, çok canım acıyor”

“Biliyorum benim de canım yandı kül oldu acıtıyor, acıtmalı da”

“Senin yaşadığınla benimki bir mi? diyor Musa biraz da öfkeyle. Bir nebze destek bekliyordu

en azından geçer denmesini. O ise dalga geçer gibi acıtmalı diyordu.

“Bilemeyiz.” dedi Hakim

“Aynı şey değil!” Musa gittikçe daha da hırçınlaşmaya başlamıştı.

“İnsanların yaşadıklarını küçümsememelisin. Acı bir etkilenme biçimidir ve herkesin

kırılganlık düzeyi farklıdır. Yaşanılanları dahi bilmezken senin mi karşındakinin mi daha çok

etkilendiğini nasıl anlayabilirsin ki?. Üstelik insan çektiği acının ona ne denli bir güç ihsan

ettiğinin farkında dahi değildir. Acı güçtür ve güç kibri getirir beraberinde. Kibirse camdan

ateşten ve şeytandandır. O yüzden acıtmalı. Acıtmalı ki o güce sahipken istediği an acıyı

bitiremeyeceğini bilsin kişi. Hem gücünün hem acziyetinin farkına varsın.”

Musa durdu henüz aydınlanan havaya kabaran denize baktı gözüne kestirdiği bir deniz

kabuğunu tekmeyle denize fırlattı. Sırtını döndü ve uzaklaşmaya başladı. Attığı her adımda

daha da çok saplanıyordu kumlara. Başta ayak parmaklarını hafifçe okşayan o kum taneleri

gittikçe balçığa dönüşüyordu. Ayağından kavrıyor ve vantuzlarıyla içine çekiyordu onu.

Derken bir çığlık duydu. Sese doğru ilerlemeye başladı. Suya ulaşması, her kimse çığlığın

sahibi onu kurtarması gerekti. Ve hızlı olması, çünkü her saniye artan dalgalardan herhangi

biri kapıp çekebilecekti onu. Birkaç adım daha ilerlemeyi başarmıştı ki çığlığın sahibinin

siması göründü belli belirsiz. Hakim dalgalarla boğuşuyor bir an büyük bir dalganın içinde

kaybolan silüeti bir an suyun yüzüne çıkıyordu. Yabancı ise daha suya bile ulaşamamıştı şu

suya bir ulaşsa deli gibi yüzüp kurtaracaktı onu. “Musaa yardım..!” diye bağırdı Hakim. Musa

balçıktan çıkmayı başarmıştı ki hareket kesildi. Tüm gücüyle yüzmeye başladı Musa,

Hakime ulaştı, geç kalmamış olma umuduyla çıkardı sudan. Sarstı ama tepki yoktu. Yaşadığı

şokla denize bakıverdi, dalgalar nispet yaparcasına sakinlemişti. Az önce Hakimi içine çeken

deniz çarşaf gibi dümdüzdü şimdi. Hakimin kalbi gibi nefesi gibi sessizdi. Şoku hala

atlatamasa da yapması gerekeni biliyordu makine gibi düşünmeden sorgulamadan yaptı ne

gerekiyorsa. En ufak bir yaşam belirtisi beklerken Musa, kendisinin de nefes almadığını fark

etti. Sanki Hakim tekrar nefes alamazsa o da almayacaktı. Hadi Hadi diye mırıldanıyordu

içinden. Ve Hakimin gözleri birden açıldı tüm duygulardan arınmış o bakışları gördü Musa.Bir

bakış ki Ne korku ne huzur barındırıyor, anlamlandırmaya çalışmıyor bir şeyleri, sadece

yaşamak istiyordu. Musa bu bakışı çok iyi biliyordu hayatta ama yaşadığının dahi bilincinede

değil demekti bu. Hakim nefes alıyordu artık ancak Musa hala nefes alamadığını fark etti.

Hatta bu sefer nefes almaya çalıştıkça hava boğuyordu onu. “Nasıl nefes alıyoruz diye

düşünmeden, sorgulamadan yaşıyoruz.” dedi biri. “O kadar sorgulamadan ki bir unutsak

tekrar nasıl yapacağımızı bilemeden.” Ve omzuna dokundu. O dokunuşla derin bir nefes

çekti Musa.

Derin bir nefes çekerek yataktan kalktı. Kan ter içinde kalmıştı. Elleriyle örttü yüzünü,

gözlerini sımsıkı kapattı, sonra açıp duvara dikti. Derken kapı çalındı Hakim girdi içeri.

“Günaydın kardeşim, hadi yemek yiyeceğiz sen de gel, daha balığa gideceğiz bu gün”.

Rüyasını anlatmak istedi başta ama kötü rüya anlatılmaz diye sustu. Sahi Hakim’den mi

duymuştu bu sözü. Sadece kafa salladı ve Hakimin gidişini izledi. Kalkıp elini yüzünü

yıkadığında biraz daha kendine gelmişti artık. Oturup bir şeyler yemeye başladığındaysa

tamamen unutmuştu gördüklerini. Toparlanıp yola çıktılar. Geçtiğimiz hafta Hakimin eski bir

arkadaşı ile karşılaşmışlardı o da hem biraz eğlenmek sohbet etmek hem de balık tutmak

için davet etmişti. Limana ulaştıklarında Hakimi kollarını açarak karşıladı arkadaşı. Çocuk ve

Musa biraz daha geriden gülümseyerek ilerliyorlardı. Çocuk tekneyi görünce hemen dibine

kadar gidip incelemeye başladı. Hakimle arkadaşı eski günlere dair konuşmaya başladılar

Musa da onları dinliyordu bir yandan da göz ucuyla çocuğu kontrol ediyordu. Askerlikten

tanışıyorlarmış. Mustafa’ymış adamın adı. O dönem samimilermiş ama sonradan denk

gelememişler bir türlü. Ta ki geçen haftaya kadar Mustafa’nın yolu bizim buralara düşmüş.

“Buraya gelirken de aklıma düşmüştü ya nasıl bulacağım koca şehirde bizimkini diyordum

kendi kendime” derken sırtına hahifçe vurdu Hakimin ve devam etti

“Musa inan bana tekneden indim bak iner inmez baktım Hakim karşımda adamın biriyle

konuşuyor”

“Ben de” dedi Hakim “Ayda yılda bir inerim şehre onda da o taraflara gelmem normalde.

Bizim mantarları gönderdiğimiz adam ısrar etti orada işim var oraya gel diye o yüzden

geldim.” “Ben tabi Hakimi bulmuşum kaçırır mıyım bir koşuşum var yanına görmen lazım”

“Ama iyi de oldu ne kadar olmuş görüşmeyeli be Mustafam. Burnumda

tütüyormuşsun da

fark etmemişim.” Onlar konuşurken çocuk teknenin pruvasına uzanmaya çalışıyordu. Geç

fark ettikleri bir şeyde bu olmuştu. Çocuk suya düştüğünde diğerleri daha ne olduğunu

anlayamadan Musa o tarafa doğru koşmaya başladı.

KALEMDAR · 10. SAYIBu yazıyı dergi içinde oku

Aynı raftan.

Hikâye arşivi
Fotoğraf:İklil Naz AVCI
Fotoğraf:İklil Naz AVCI
Hikâye14. Sayı

SARI KARANFİL

Nida GÜLIRMAK

Uzakları bir sis bulutu kaplamıştı, ardından gelen acı koku genzini yakıyordu. Arnavut kaldırımlarda, festivalden kalan kırmızı, mavi ve daha birçok renkte balonlar vardı;…

Yazıyı oku 1 dk okuma
Fotoğraf: Sude Ceren AKPINAR
Fotoğraf: Sude Ceren AKPINAR
Hikâye13. Sayı

BİR TELEFONUN BÖLDÜĞÜ

Zehra TURKAY

Bir, iki, üç.. Köy minibüsünde ağır aksak ilerlerken bir yandan telefonumun şebekesini kontrol ediyor, bulacağım ilk sinyal ibaresinde eşime mesaj göndermek için hazır…

Yazıyı oku 7 dk okuma
Fotoğraf:Tesnim
Fotoğraf:Tesnim
Hikâye13. Sayı

ÖLÜMCÜL FARKINDALIK!

Ahmet TAĞMAT (Nafî)

Gecenin körü sabahın ilk saatleriydi, güneşin geceden hapsinin son demlerini alıyordu, gecenin kasvetinden güneşin yüz yıllık esaretinin bitişi ve Nafi' nin esaretinin son…

Yazıyı oku 4 dk okuma