Hikâye

GÜLİSTAN

Eylül 20231. Sayı5 dk okuma
Dergide okuMetne geç
KELİMELERE KULAK VERİN

Sesli okuyucu

Sesli okuyucu hazırlanıyor…

GÜLİSTAN

Yorgunlukları artmıştı koca adamın. Ne ağırdı şu dünyanın yükü. Lütfiye de yoktu şimdi yanında, koskoca dünya yükü omzunda, belini bükmüştü. Geçen zaman yüzündeki çizgileri belirginleştirmişti. Her yalnızlık bir derin çizgiye dönüşmüştü. Tek mutluluğu torunuydu, küçük Cemre'si. Her uğradığında bahar getirirdi, yanında çiçek kokularıyla gelirdi.

Gelmişti yine beklediği gün. Mayısın on üçü. Koca adam sedirden yavaşça doğruldu, radyoya uzandı, çalan nihavent şarkıyı durdurdu. Dolabına yönelirken aynadaki silüeti gözüne çarptı. Yıllar neler götürmüştü o genç heyecanlı delikanlıdan. En şık takımını seçti dolaptan. Her zamankinden kat be kat iyi görünmeliydi bugün. Altın saatini de koluna taktıktan sonra yıllardır değiştirmediği kokudan süründü. Köyde bu kokuyu kullanan biri daha yoktu. Eline dünden hazırladığı bez torbayı da alıp yola koyuldu. Cemre parkta arkadaşlarıyla oyuna dalmıştı. Bir ağacın kenarına yaslandı, sessizce Cemre’nin onu fark etmesini bekledi. Hiç oyununu bölmezdi Cemre’nin, sonuna kadar beklerdi, ya Cemre onu görene kadar ya oyundan sıkılana kadar. Birkaç dakika sonra Cemre dedesini fark etti. Hafifçe

gülümsedi Veli Bey, eliyle kasketini düzelterek selam verdi. Koşarak geldi Cemre: "Nasılsın dedem, düne göre iyi misin?’’ dedi dedesinin kalbini işaret ederek. ‘’İyiyim bahar gülüm.’’ deyip alnından öptü Cemre'yi. Kalbinde ritim bozukluğu vardı koca adamın, ara sıra sancı girer rahatsız ederdi.

‘’Oturalım mı dedeciğim?’’ dedi küçük kız. Oturdular ağacın altına. Dedesine beklemesini söyleyerek uzaklaştı Cemre. Geri döndüğünde elinde bir deste çiçek vardı. Hafifçe uzattı. ‘’Mutlu oldun mu dede?’’ dedi. ‘’Oldum güzel kızım.’’ ‘’Peki ya en sevdiğin çiçek hangisi?’’ Veli Bey eliyle önlerinde duran dalından kopmamış papatyayı gösterdi. ‘’Ama dede bir sürü çiçek toplamıştım ben sana, neden onu seçtin?" "Bak bunlar daha güzel.’’ dedi yüzünde masum bir hüzünle. ‘’İnsanın içini huzurla doldurandır güzel olan. Ancak mutlu olan huzur verir etrafına. Bak bu papatya özgür, özgür olan mutludur güzel kızım. Çiçekler nahiftir. Tutsaklık kırar onları. Koparıldıklarında canlarının acımasına değil esir kaldıklarına hüzünlenirler.’’ Yeni yeni anlamaya başlamıştı küçük kız, gözlerindeki pırıltıyla dedesini onaylarcasına kafasını salladı. ‘’Demem o

ki güzel kızım, güzel olmasını istediğini özgür bırak.’’ Uzaklara bakıp derin bir nefes aldı dedesi, kız da onu tekrarladı. Gülüştüler. Güneş dağların kucağına iyice yaklaşmıştı. ‘’Ben gideyim artık Cemre’m. Bilirsin, nenen beni bekler.’’ Doğruldu oturduğu yerden. Üstünü silkeledi ardından kasketini de düzeltip yola koyuldu. Küçük kız seslendi: ‘’Lütfiye nenem beni de özlemiş midir dede?’’ kafasını çevirip kızın meraklı yüzüne baktı Veli Bey. ‘’Özlemez olur mu Cemre’m. Bahar değil misin sen, kim özlemez seni?’’ ‘’Ben de geleyim mi dede?’’ Elini uzattı dedesi : ‘’Koş bakalım.’’ Elinden sımsıkı kavradı dedesini. Mezarın yolunu tuttular.

Yolda ilerlerken saatine baktı Veli Bey. Minibüsü kaçıracaklarından endişelenerek adımlarını sıklaştırdı. Cemre de uyum sağlayarak ilerlemeye başladı. ‘’Dede, Lütfiye nenem nereye gitti?’’ ‘’Güllerle dolu bahçeler var güzel kızım. O çiçeklerin sulanmaya ihtiyacı varmış onları sulamaya gitti. Bülbüllerin olduğu bahçeler var Cemrem. Bülbülleri dinlemeye gitti.’’ Anlamamıştı Cemre ama daha fazla sorgulayıp üstüne de gitmedi. ‘’Çok özledin mi onu dede?’’ diye sordu hafifçe sesini düşürerek. Dedesi yüzünde buruk bir gülümsemeyle döndü küçük kıza. ‘’İnsan gurbetteyken memleketini özlemez mi güzel kızım? Benim memleketim nenenin gülümsemesiydi. Ne çok zaman geçti görmeyeli. Burnumda tütüyor da sesim de çıkmıyor işte.’’ Dedesinin eline biraz daha yapışarak: ’’Sen de gidecek misin o bahçeye dede?’’ diye sordu. Dedesi yüzünde yorgun ama sevgi dolu bir ifadeyle: ’’Hangi gün doğan güneş batmadı Cemre’m? Hangi açan çiçek solmadı? Hangi kuş bir gün son şarkısını söylemedi? Ben de göçeceğim elbet bu diyardan. Umalım ki o güzel bahçeye olsun bu yolculuk.’’ Cemre’nin yüzü düştü, kafasını eğdi sesi titrer gibi oldu: ‘’Ama dede sen de gidersen kim

kalacak benimle?’’ Parmağıyla göğü işaret etti koca adam. ’’Seni benden çok sevene, en merhametliye emanet edeceğim küçüğüm.’’ Minibüs geldi, orta sıralardan birine oturdular dede torun camdan dışarıyı izlemeye başladılar.

Mezarlığın girişinde tüm mezarlıkta yatanların ruhuna Fatiha okudular. Veli Bey eşinin yanına giderken askerlik arkadaşının mezarını gördü. Gözlerinde belli belirsiz duran yaşları uzaklara bakarak durdurdu. Cemre'yi yanına çağırıp onun da dua etmesini istedi. Cemre mezarın yanında duran kocaman bayrağa hayretle bakarak geldi dedesinin yanına. Heceleyerek ismini okudu ‘’Ahmet.’’ Döndü dedesine şöyle sordu: "Neden öldü bu amca dede?’’ dedesi hafif bir tebessümle: ‘’Şehitler ölmez kızım.’’ dedi. Bir soluk alıp devam etti: ‘’Çatışmada kendini siper etti bize. Bir can borçluyum ona.’’ Oradan ayrılırken küçük kız tekrar döndü ve asker selamı verip dedesine yetişti.

Biraz daha yol aldıktan sonra çiçeklerle dolu bir mezara geldiler. Bir Fatiha okudu Veli Bey. Küçük kız bilmiyordu dua etmeyi, dedesine bakıp dudaklarını kıpraştırıyordu bitince de ‘’Amin’’ dediler. Dedesi akşamdan hazırladığı torbadan küçük bir kitap çıkardı. Tekrardan Cemre’nin bilmediği bir duayı fısıldamaya başladı. Bitince torbadan çiçek tohumlarını çıkardı, hafifçe gömdü toprağa, ardından küçük plastik şişesindeki suyu tüm mezara yayacak şekilde boşalttı. Eline aldığı tastaki buğdayları mezar taşının etrafına döktü. Ah ne de çok severdi zamanında şu kuşları Lütfiye! Kuşları vardı ama ona ait kuşlar değillerdi. Sabahları gelirlerdi nasiplerini bulmak için. Lütfiye de her sabah elinde buğday kasesiyle beklerdi onları. Lütfiye Hanım göçünce bu dünyadan Veli Bey borç bilmişti kuşları yemlemeyi. Her geldiğinde de Lütfiye özlemiştir kuşlarını diye buğday serperdi mezarının kenarına.

Tekrar yöneldi torbaya. Defterini açtı, ne kadar şiir birikmişti söylenecek. Birini söylese diğeri yarım kalacaktı. Güneş dağların kucağına girerken Veli Bey de Lütfiye hanımın toprağına yasladı kafasını. Kalbine hafiften giren sancıyla dudaklarını birbirine bastırdı. Tek soluğu kalmıştı alabilecek. Cemre endişeyle dedesine yönelirken ağzından son birkaç söz döküldü Veli Bey’in:

‘’Gayrı ırağa takatim yok Lütfiye’m. Şu yamacın gülistandır bana.’’

KALEMDAR · 1. SAYIBu yazıyı dergi içinde oku

Aynı raftan.

Hikâye arşivi
Fotoğraf:İklil Naz AVCI
Fotoğraf:İklil Naz AVCI
Hikâye14. Sayı

SARI KARANFİL

Nida GÜLIRMAK

Uzakları bir sis bulutu kaplamıştı, ardından gelen acı koku genzini yakıyordu. Arnavut kaldırımlarda, festivalden kalan kırmızı, mavi ve daha birçok renkte balonlar vardı;…

Yazıyı oku 1 dk okuma
Fotoğraf: Sude Ceren AKPINAR
Fotoğraf: Sude Ceren AKPINAR
Hikâye13. Sayı

BİR TELEFONUN BÖLDÜĞÜ

Zehra TURKAY

Bir, iki, üç.. Köy minibüsünde ağır aksak ilerlerken bir yandan telefonumun şebekesini kontrol ediyor, bulacağım ilk sinyal ibaresinde eşime mesaj göndermek için hazır…

Yazıyı oku 7 dk okuma
Fotoğraf:Tesnim
Fotoğraf:Tesnim
Hikâye13. Sayı

ÖLÜMCÜL FARKINDALIK!

Ahmet TAĞMAT (Nafî)

Gecenin körü sabahın ilk saatleriydi, güneşin geceden hapsinin son demlerini alıyordu, gecenin kasvetinden güneşin yüz yıllık esaretinin bitişi ve Nafi' nin esaretinin son…

Yazıyı oku 4 dk okuma