
İslamiyet’in insanlar üzerindeki inkişafını engelleyen en temel faktörlerden biri, Efendimiz (S.A.V)’in bize en güzel şekliyle bizzat yaşayarak öğrettiği “güzel ahlak”ın tatbikinde eksiklikler gösteriyor oluşumuzdur.
Bir cemiyetin yayılması ve yaşanmasının direklerinden biri şüphesiz gençlerdir.
Gençlerin bir cemiyete dahil olabilmesi de onlara o cemiyetin gerekliliklerini anlatan, o cemiyeti sevdirecek olan yetişkinlerin sorumluluğundadır.
Öncelikli olarak gençler Efendimiz (S.A.V.)’in kendilerine verdiği muazzam değerin farkında olmalı ve yetişkinlerin yanlış tebliğlerine aldırmamalı ve İslamiyet’in onu tebliğ edenlerden bağımsız bir kavram olduğunu bilmeliler.
Nasıl kötü ve zalim bir tüccar gördüğümüzde paradan soğumuyorsak kötü ve yanlış usulde, kaba tebliğ yapan birini gördüğümüzde de elbette tebliğ yaptığı şeyden de soğumamalıyız.
Bu konu hakkında Sezai Karakoç’un “Eşek anırtısı da vardır elbet yeryüzünde. Ama bu anırtı bülbül sesini yok edemez. Eşek anırtıları, kuşlar cennetinin dikenli çitine çarpar ve cehennemin derinliklerinde kaybolur. ” sözü, kötü fısıltıların güzel bir sözün ahenkini bozamayacağının en güzel örneklerinden…
Tebliğin konusu ne olursa olsun, bir hayra niyet ederken önce kendimiz iyi örnek olmalı ardından kendi anlatabildiklerimizi “Nebevi bir üslupla” anlatmalıyız.
Bütün bunları iyi kavradıktan sonra Efendimiz (S.A.V.)’in gençlere verdiği büyük değer ve kıymete çeşitli örnekler eşliğinde bir göz atalım:
Genelde ilk Müslüman olanların köleler, fakirler, kimsesiz ve zayıf kimseler olduğu şeklinde oldukça yanlış bir görüş vardır. Ancak sahih kaynaklara bakıldığında çok açık bir şekilde büyük çoğunluğun yoksullar değil, refah içinde yaşayan Mekkeli nüfuslu ailelere mensup gençlerden meydana geldiği açıkça görülür. İlk Müslümanlar’ın genç ve nüfuslu oluşları aynı zamanda kendi maddi durumlarından vazgeçebildikleri, doğru, hakikat olan bir davada ne kadar büyük bir azimle zorluklara göğüs gerdiklerinin de önemli bir nişanesidir. Zengin ve fakir ayrımı olmaksızın bütün Müslümanlar eşittir, üstünlük ancak takva iledir. İnsanların en üstünleri peygamberlerden sonra Sahabe-i kiram’dır.
Burada zengin olduklarını söylememizden murâd, maddiyatlarından feragat edip hakikat yolunda koştuklarını vurgulamak içindir. Elbette bu koşturmacanın mimarı da Resulullah Aleyhisselam’dır.
Gençleri fevkalade bir üslupla hakikatin etrafında toparlamış ve onlara doğru bir yolda doğru bir hayatın nasıl yaşanacağını, mübarek yaşamlarıyla göstermişlerdir.
Gençlere her zaman güvenmiş ve büyük sorumluklar vererek onurlandırmış, gençlerin heyecanlarını İslamiyet’e hizmet doğrultusunda, hayırda kullanılacak şekilde yönlendirmiş ve onları içtimâi hayatın en önemli parçaları haline getirmişlerdir.
İslamiyet’in ilk yıllarında İslam’a kabuller Erkam (r.a)’ın evinde olmuş, İslam dini o mübarek evden yayılıp tebliğ edilmişti. Darü’l Erkam olarak da bilinen o mübarek evin sahibi Erkam (r.a) henüz 17 yaşında Müslüman olmuştu.
Yaklaşık 25 yaşında Habeşistan’a hicret eden Cafer bin Ebu Talip (r.a), meşhur hitabıyla Habeşistan Kralı’nın ikna etmiş, ilk Müslüman gençlerden Musab bin Umeyr (r.a) ise 1. Akabe Biatı’ndan sonra Medine’ye İslam’ı tebliğ için görevlendirilmiş, Üseyd bin Hudayr (r.a) ve Sa’d bin Muaz (r.a) gibi iki nüfuzlu kabile reisinin İslam’la müşerref olmasına vesile olmuşlardır. Benzer şekilde Resulullah Aleyhisselam hadislerin yazılmasını yasakladığı bir dönemde Müslüman gençlerden Abdullah bin Amr’a (r.a) hadisleri yazabilmek için özel izin vermiş, çoğunluğu ileri yaşlı sahabelerden oluşan ordulara gençleri komutan olarak tayin etmiştir. Buna örnek olarak ise 18 yaşındaki
Üsame bin Zeyd (r.a)’ın Suriye’ye gönderilecek olan ordunun başına kumandan tayin edilmesidir.
Resulullah Aleyhisselam birçok hadislerinde faziletli gençleri över ve takdir eder. Bir hadislerinde “Allah’ın en çok beğendiği genç, gayrı meşru şehvet peşinde koşmayan gençtir.” diye buyururlar.
“Genç” Farsça’da hazine demektir. Bir İslam genci, hazine olduğunun farkında olmalı ve ona münasip bir hayat sürmelidir…



