Hikâye

YOL

Eylül 20231. Sayı3 dk okuma
Dergide okuMetne geç
KELİMELERE KULAK VERİN

Sesli okuyucu

Sesli okuyucu hazırlanıyor…

YOL

Dondurucu soğuğa inat artıyor sis. Ha bir de göz kapaklarıma çöken uykuya inat. Sırtımdaki

kalın palto bile engel olamıyor titrememe.Ağzımdan belli belirsiz çıkan buhar, sisle

bütünleşiyor. Bunu izlemekse tek eğlencem olmuş. Ellerim bilinçsizce yaklaşıyor. Bana ait

değiller, başkasının uzvunu taşıyorum sanki. Başkasıyla bile bir nebze empati kurar ya

insan. Ben onlara karşı hiçbir şey hissetmiyorum. Kısacık baksam bile rahatsız oluyorum

bazen, görmek istemiyorum. Oysa onlar da benim gibi, hayatta kalma peşinde o kadar. Yine

de olmuyor işte ve gerisin geri ceplerime sokuyorum onları.

Ufukta bir koşuşturma başlamış. Bu hazırlıklar ayın gidişi için mi? Yoksa güneşin gelişine mi

tüm bu karmaşa. Kırmızıyı baş köşeye oturtmuşlar, diğerleri yer telaşında. Mavi hariç, o

kalan tüm vakitler orada olacağıyla övünüyor yine. Ama ya olamazsa? Ya bulutlar sararsa

her yanı, ya yine kar yağarsa raylara? Ben yine de ilk gün ışığını ararım. Ben hep onu

ararım.

Tren garına doğru yöneliyorum. Buralarda ilk gün ışığı oraya düşer. Bu ayazı dindirebilir mi

bilmiyorum, yine de bir umut işte. Her yer kapalı, sadece hediyelikçi açık.

İçerideki küçük lamba da gün ışığını bekliyor, masmavi kar küreleri de. Hatta kapı önündeki

paspas bile sessizce onu bekliyor, biliyorum. Derken kapı açılıyor. Eski püskü yamalı

kıyafetleriyle yaşlı bir adam çıkıyor içeriden. Onun eldivenleri bile yok, parmak uçları hala

mosmor. Kafasını hafifçe kaldırıyor. Ruhumu emercesine bakıyor gözlerimin içine. Bir adım

atıyorum ona doğru. Bakışlarını çevirmiyor. Ben de öyle. Sonra eldivenlerim aklıma geliyor.

Benim pek de işime yaramıyorlar zaten, diye düşünüyorum, en azından ona vereyim. Elimi

cebimden çıkaracak oluyorum. Aniden boynunu büküp koşarcasına uzaklaşıyor. İçeri girip

ısınmak ne kadar cazip. Ama onun peşi sıra ilerliyorum ben de. Arada bir etrafına bakıyor.

Belli ki göremiyor beni. Normalde de hayalet gibiyimdir, nerde olursam olayım varlığım

yokluğumla bir olmuştur hep. Bunu nasıl başarıyorum bilmiyorum ama bazen işe yarıyor işte.

Gerçi bu kez sisin de çokça yardımı dokundu.

O önde ben arkada ormanlık bir alana doğru ilerliyoruz. İnsanın sisten önündeki ağaca

çarpmamak için bile ek bir çaba sarf etmesi gerek burada. O ise her ağacın yerini biliyor

sanki. Öyle emin öyle süratli. Sonra aniden duruyor. Ben de hemen ardındaki ağca

saklanıyorum. Cebinden bir şey çıkarıyor, oyuncak bir bebek. sonra yere yığılıyor öylece.

Koskoca adam hüngür hüngür ağlamaya başlıyor. Belli ki o, artık beklemiyor gün ışığını. O

yüzden mi geldim acaba peşinden? Umudu olmak mı bana düşen? Ama hayır, ona doğru bir

adım atmamla irkiliyor. Yine korkuyla atılan kaçamak bakışlardan biri ve kaçıveriyor. O tarafa

doğru yaklaşıyorum biraz daha. Bir el beliriyor birden. Elin sahibiyle göz göze geliyoruz. Aynı

korku orada da karşılıyor beni. Sonra çekilyor; eller, gözler ve oyuncak. Ve sis ve bulut.

Günün o ilk ışığının önünde el pençe divan hepsi. O ise bir bedeni göstermeye gelmiş sanki

bu gün, soğuktan ne çürümeye ne de kokuşmaya vakit bulamamış, bembeyaz bir bedeni.

Üstündeki buzlar çözülse canlanıverecek sanki. Ellerimle saçlarını tarasam tepki verir mi?

Yoksa elimde üç beş telle kalır mıyım öylece? Ben değmeden düşen yaprak değiyor

saçlarına. Alıyorum.

Anılarımı çoklarının cansız gördüğü nesnelere yüklemek huyumdur. Binbir türlü anıyla

doludur ceplerim. Diğerleri garip bulur ya, benim için birer hazine sandığı onlar. Bu yaprak da

morarmış uzuvlar eşliğinde ceplerimden birine girmeye hak kazandı. Hava hala çok soğuk

ama artık titremiyorum.

KALEMDAR · 1. SAYIBu yazıyı dergi içinde oku

Aynı raftan.

Hikâye arşivi
Fotoğraf:İklil Naz AVCI
Fotoğraf:İklil Naz AVCI
Hikâye14. Sayı

SARI KARANFİL

Nida GÜLIRMAK

Uzakları bir sis bulutu kaplamıştı, ardından gelen acı koku genzini yakıyordu. Arnavut kaldırımlarda, festivalden kalan kırmızı, mavi ve daha birçok renkte balonlar vardı;…

Yazıyı oku 1 dk okuma
Fotoğraf: Sude Ceren AKPINAR
Fotoğraf: Sude Ceren AKPINAR
Hikâye13. Sayı

BİR TELEFONUN BÖLDÜĞÜ

Zehra TURKAY

Bir, iki, üç.. Köy minibüsünde ağır aksak ilerlerken bir yandan telefonumun şebekesini kontrol ediyor, bulacağım ilk sinyal ibaresinde eşime mesaj göndermek için hazır…

Yazıyı oku 7 dk okuma
Fotoğraf:Tesnim
Fotoğraf:Tesnim
Hikâye13. Sayı

ÖLÜMCÜL FARKINDALIK!

Ahmet TAĞMAT (Nafî)

Gecenin körü sabahın ilk saatleriydi, güneşin geceden hapsinin son demlerini alıyordu, gecenin kasvetinden güneşin yüz yıllık esaretinin bitişi ve Nafi' nin esaretinin son…

Yazıyı oku 4 dk okuma