
Umut; hayatın en dinamik yapıtaşıdır. Dinamik olması hayatın her alanında kendini göstermesidir. Vücutta gözlerin yeri, kulakların yeri, dudakların yeri hatta hareket ediyor olmasına rağmen kanın yeri dahi bellidir. Ancak umudun sabit bir yeri yoktur. Her an nerede kendisine ihtiyaç duyulursa orada kedini gösterir. Umut bazen gözün içinde var olur karşısında bulunan insana aydınlığı göstermek için. Umut bazen kalpte var olur karşısında bulunan yüreğe örnek olmak için. Umut bazen ruhta var olur karşındaki insana özünün ne olduğunu haykırarak hissettirmek için. Umut bir eldir uzanır herhangi bir varlığa zararsız olduğunu temsil etmek için.
Umut zihin dünyasına çıkar insanın rol model olmak, hayatın anlayışla var olduğunu yansıtmak, fiil olmadan sözün yalnızca bir iddia olduğunu gözler önüne sermek için. İşte umut olmak umudu her an her yerde yansıtmakla mümkün olur. Umut olmayı isteyen insan sabit, sıradan olmayı reddeder. Ben bunu temsil etmek istiyorum diyen insanın umut yapıtaşı her daim dinamiktir. Önce kendinde yaşar umudu sonra yaşatır her alanda her yerde bu durumu…
Umuda sahip olmak yola başlamanın ilk adımıdır. Çünkü umut anlamlandırmak, anlamlı bakabilme sanatıdır. Hiçbir yola anlamlandırmadan çıkamazsınız. Örneğin bir yolculuğa çıkacaksınız kaç km olduğunu bilmelisiniz. Nerelerde yakıt almanız gerektiğini, eğer mola verecekseniz nerelerde tesisi olduğunu bilmelisiniz. İşte bu çıkılacak bir seyahatte yolu anlamlandırmaktır. Umuda sahip olmak ise insanın hayatı boyunca yaşamının her evresinde karşılaşacağı iyi ve kötü bütün argümanları anlamlandırabilme yeteneğine sahip olması demektir. Anlamlı bakabilmeyi yaşam felsefesi haline getirmiş bir insan açılması en zor kilitlerin altın anahtarı olan umudu elinde bulunduruyor demektir.
Bakmak ve görmek çok farklı iki kavramdır. Görmek gözün aşinalığını tanımlarken, bakmak; ruhun, kalbin ve aklın aktif bir şekilde sorgulamasını tanımlar. Tanımadığınız bir insanı ikinci defa gördüğünüzde ben seni daha önce de görmüştüm dersiniz. İşte görmek bir anlık anımsamaktır. Bakmak sadece basit bir ânı anımsamak değildir. Bakmak en derinlere inip amacı ve değeri ortaya çıkarmaktır. Amacın ve değerin ortaya çıkmasında akıl, kalp ve ruh aktif rol oynar. Umut ise bu aktifliğin direnç kazanması için hayatî bir öneme sahiptir. İşte bu yüzdendir ki umutla görülmez, umutla bakılır tabiri kullanılır. Umutla bakmak hayatlara umut olmaktır. Umutla bakmak aktif olabilmeyi hâkim kılmaktır.
Umut insan için en çaresiz olduğu anda bir çarenin olduğunu hissettirir. En zor zamanda ortaya çıkar ve insanın kendine olan inancını tazeler. Umut insanı çaresizlik girdabında boğulmaktan korur. Kalp atmaya devam ediyorsa bir çözüm her zaman vardır direktifini insana verir umut.
Bir Nuh peygamber (a.s) örneğinde bunu görebiliriz. Bir dağın başındasınız size bir gemi yapmanız gerektiği emrediliyor. Bulunduğunuz yerde geminin yüzebileceği bir su kaynağı, bir göl, bir akarsu yok. Umutsuzluğu gönlünüze aşılayıp kaçmak için bütün argümanlar hazır. Fakat siz emri verenin umudunu kalbinize nakşederseniz kaçmak yerine harekete geçmeyi tercih edersiniz. Çaresizlik girdabında boğulmak yerine girdabı ortadan kaldırmayı fiillerinizle inşa edersiniz.
Bir Musa peygamber (a.s) örneğinde umudu görebilirsiniz. Tebliğ için yanına gideceği muhatabı Rab olduğunu iddia eden bir kişi. İnsanların ölüm ve yaşamlarını, hayatta kalabilmek için yeme ve içmelerini elinde bulundurduğunu övünerek haykıran bir insan. Kendisini çok özel bir otorite olarak gören, mülkiyetin sahibi olduğunu vurgulayan bir insan. Böyle bir insanın yanına karşısına yaptıklarının yanlış olduğunu tebliğ etmeye gidiyorsunuz. Kaçmak için bu sorumluluktan için yine bütün argümanlar önünüzde hazır bir biçimde bekliyor. Rabbinizin yanınızda olduğu hissi ve desteği bütün bu olumsuz argümanları tıpkı domino taşlarının birbirlerine sırayla çarparak devrilişi gibi
devriliyor. Umut bu sefer de kendini üslupla ortaya çıkarıyor. Üslupta insan olabilmek umudu konuşmaya hâkim kılmaktır.
Umut hayata güzel bir manzara çizebilmektir. Umudun manzarası iyiliktir. Umudu olan insan karşısındaki kişinin iyiye inanma sebebi olur. İyiliği yaşam felsefesi haline getirir. Umudu her bir hücresinde hisseden ve yaşatan insan kalplerdeki büyük resme bakar. Büyük resme bakabilmeyi başaran insan o resme giden yolda umutsuzluğu simgeleyen, onu yoldan çıkarmayı hedefleyen, her an onu yaralamak için fırsat kollayan ve yolundan vazgeçmesi için hedefinden şaşırtan çakıl taşlarına aldırış etmez. Hatta o taşlara takılmak yerine, arkasından gelen insanların takılmaması için taşları bu yoldan kaldırır.
Umut; karşımdaki insan zaten buna değmiyor, iyiyi güzeli anlamıyor, beni yoruyor diyerek vazgeçmek değildir. O kalpte düzelebilecek, hatalarını telafi edebilecek bir kırıntı dahi olsa bunu açığa çıkarmak için mücadele etmektir.
İnsan; başarmak için sözlü konuşmaktan, durduğu yerde eleştiri yapmaktan, etiketleyerek yok saymaktan vazgeçtiği gün umuda fiili bir adım kazandırarak bir kalbe büyük bir manzara çizmek için mücadelesini başlatmış demektir.
Başucunuzda bekleyen her an sizi yolunuzdan vazgeçirip umutsuzluk girdabına sürüklemek isteyen, hevesinizi kırıp karanlıkta boğulmanızı isteyen umut cellatlarına fırsat vermeyin.



