
İnsan topluluklarının eğitim, kültür ve medeniyet seviyelerini doğrudan etkileme becerisine sahip olan kadınlar aynı zamanda o toplulukların yaratıcılığının ve üretkenlik düzeylerinin de ana belirleyicisinden birisidir. Kadınların bu özelliği, kadınlara verilen hak ve özgürlüklerle doğru orantılıdır. İnsan haklarının, özellikle kadın haklarının yaygın olmadığı ve tanınmadığı, kadınların konuda ikinci sınıf insan muamelesi gördüğü toplumlarda medeniyet seviyesinin oldukça gerilerde olduğu bilinen bir gerçektir. Çağın şartlarına ayak uyduramayan gerek ekonomik gerekse eğitim kültür alanında geri kalmış medeniyetlerde kadınların özgür bir insan olmadığı, başlı başına bir insan ve beyin olarak algılanmadığı, erkeğin bir adım gerisinde olması gerektiği ve varlığının sadece erkeğe hizmet olarak değerlendirildiği gözlemlenmektedir. Bu toplumlar, kadını sadece çoğalma vasıtası olarak görmekte, erkek sus dediği zaman kadının susması gerektiğine inanılmaktadır. Bu da kadına yönelik şiddete, baskı ve hak ihlallerine sebebiyet vermektedir. Aynı zamanda toplumsal barış ve sosyal gelişim sekteye uğramaktadır. Dayatılmış
kurallar, yapılan baskılar ve haksızlıklar, öğretilmiş korkular bir kadının hayatını kararttığı gibi bir toplumun da medeniyet yolunda ilerlemesine engel olacaktır. Medeni bir toplum olabilmenin gerektirdiği bilinç düzeyini yakalayan insan topluluklarında kadına verilmesi gereken temel haklar özgürlükler ve değerler verilmiş olup, toplum olarak kadın hakları ve özgürlükleri adına kadınların hep yanında olunmuştur. Eğitimli, kültürlü, özgüvenli olan, hak ve özgürlüklerini maksimum derecede kullanan kadınların egemen olduğu toplumlarda hoşgörü içerisinde, refah bir şekilde yaşam sürülmüştür.
İçerisinde yaşadığımız toplum bir bütündür ve kadın bu bütünün parçasından ayrı tutulamaz. Ümmetin yarısı olarak da addedilen kadın ait olduğu toplumun adeta yapı taşı ve kilit noktasıdır. Toplumun ihyasında emeği eseri ve varlığı ile inkâr edilmemesi gereken kadın o toplumun geleceğidir. Türk ve İslam coğrafyasında kadın, çocukları için ilk yön gösterici, temel aile eğitimini veren bir öğretmendir. Kadın toplum içerisinde öncelikle bir anne olarak ve çocuklarını Türk İslam ahlakı ile yetiştirmekle yükümlü kılınmıştır. Bu yükümlülük bir nevi kadınların cihadıdır. Bu cihad kadınların evlatlarını, rabbimizin emreylediği şekilde korumak ve yetiştirme cihadıdır. Kadın bir toplumun geleceğini şekillendiren bir mimardır. Bir ümmetin bakası o kadının çocuklarına verecek olduğu ilk eğitimle yakından ilgilidir. Aile içerisinde eğitim neferi annedir ve ailede eğitimini tamamlayamayan çocuk gerek kendi nefsine hâkimiyette gerekse vatana hayırlı bir evlat olma yönünde yetersiz kalacaktır. Kadının yüksek ahlakı, mümtaz kişiliği yükselmesi ümmetin de yükselişini ifade etmektedir. Kadının her şeyden önce yüce yaradana ardından kendisine, evine,
eşine ve topluma olan vazifeleri bulunmaktadır. Yüklendiği emanete sahip çıkmakla yükümlü kılınan kadın yaratanın emir ve buyruklarına riayet ederek gerek kendisini gerekse çocuklarını yetiştirmek zorundadır. Kadın yuvasını takva ile inşa ederken kimliğine ve yaradılışına yakışır bir şekilde her türlü müsrif davranıştan uzak kalarak ev geçindiren aynı zamanda kocasından sorumlu olan ve kocasına kol kanat geren bir varlıktır. Buradan da anlaşılacağı üzere kadın toplumsal yaşamda bir öğretici aynı zamanda bir koruyucudur.
Modern toplumlarda kadınlarımız çalışma ve sosyal yaşamda daha aktif rol almaya başlamış adeta o toplumun mihenk taşı haline gelmişlerdir. Türk tarihine de bir göz atarsak tarihimizin en eski dönemlerinden bu yana kadınlarımız toplumsal yaşantımızın odak noktası içerisinde olmuşlardır. Kadınlar, sahip oldukları hak ve özgürlükleri ve tüm kazanımlarını erdem ve fazilet potasında eriterek kendilerini ait oldukları toplumun ihyasına adamışlardır. Şanlı tarihimizin her sayfası Türk kadınının eşi, ailesi, ülkesi ve milleti için yaptığı fedakârlıklarla doludur. Türk kadını binlerce yıllık örf, adet ve kültürel
birlikteliğin kendisine vermiş olduğu güçle vatan savunmasında hiçbir fedakârlıktan çekinmemiş, nice kahramanlığa imza atarak adeta tarih yazmışlardır.
Toplumların maneviyatına da tesir eden kadınlar büyütme yetiştirme vasıflarının yanı sıra gönüllerindeki sevgi ve şefkati karşılık gözetmeksizin insanlara sunmaktadır. Kadın doğası gereği sevgi kavramıyla gönül hükümdarı olarak addedilmektedir. Kadın saflığa, merhamete ve rahmete tekabül etmektedir. Kadınlar ruhlarına bahşedilen nezaket, zarafet olgusunu yaşadıkları topluma aksettirerek toplumun kabuğunu değiştirmektedir. Kadın şefkatin ve merhametin simgesidir. Milli ve manevi hasletlerimizin nesilden nesile aktarım kaynağıdır. Aileden başlayarak topluma insan olma hakikatini ve değerini aşılayan kadın aynı zamanda usta bir öğreticidir. Geleneksel aile hayatımızda çocuklarımızın yetişmesinde emeği asla yadsınamayacak olan kadınlarımızı onları beşikten mezara kadar koruyup, kollamakta ve geleceğe hazırlamaktadır. Yarınımızı teşkil eden bugünün çocuklarını, örf adet ve geleneklerimize bağlı iyi birer bireyler olarak yetiştirenler hep kadınlarımızdır. Dolayısı ile kadın toplumu
dönüştüren, topluma kişiliği ile şekillendiren, ülkenin istikametine yön verendir. Bir toplumda kadın saliha ise o toplum salih bir toplumdur. Kadının fedakârlığı, kıvrak ve duygusal zekası da içinde yaşadığımız toplumu dengede tutmuştur. Türk ve İslam tarihine bakıldığında kadının cefakârlığı fedakârlığı sabrı ve özverisi de ortaya çıkmaktadır. Kadın denildiği an akla Hazreti Hatice’nin cefakârlığı gelmelidir. Hazreti Ayşe’nin bilge kişiliği ve yön verme vasfı akla gelmelidir. Kadın denildiği an Hazreti Hacer’in çocuklarına
su bulabilmek amacıyla Safa ve Merve arasında koşturması akla gelmelidir. Necip milletimizin şanlı tarihinde birçok kadının devlet yönetimini doğrudan etkilediği bilinen bir gerçektir. Yakın tarihimizde Kara Fatma, Nene Hatun gibi kadın kahramanlarımızın kurtuluş mücadelesinde etkin rol oynadığı ve bu kahramanlıkların savaşın seyrinin yönünü değiştirdiği de aşikârdır. Kurtuluş mücadelesinde her türlü yokluğa ve imkânsızlığa rağmen cepheye koşan ve bu mücadeleden yüz akıyla çıkan Türk Kadını, bundan sonra da tarih yazacak güce ve kudrete muktedirdir. Adlarını tarih sayfalarına kazıyan kadınlarımız günümüze de
ışık tutmakta ve günümüz kadınları da bu yolda kendilerine bırakılan bu ışığı benimseyerek yaşantılarına yön vermektedirler.
Kadın, aileden başlayarak hayatımızın her alanında ve her aşamasında söz sahibi ve belirleyici bir vasfa sahip olmuştur. Elde ettiği hak ve kazanımlarla ekonomiden siyasete, eğitimden sağlığa her alanda söz sahibi olan kadınlarımız donanımları ve liderlik vasıflarıyla da büyük başarılara imza atmışlardır. Kadınlar girişimci bir ruhla gerek bireysel gerekse toplumsal yaşamda üretkenliği ve duyarlılığı temsil ederek o topluma katkı sağlamaktadır. Çalışma hayatımızın gizli kahramanları olarak da addedilen kadınlar, toplumları şekillendirerek, huzurlu, mutlu ve sağlıklı bir toplumun teminatı haline gelmişlerdir. Bu bağlamda kadınlar bu üstün vasıfları ile toplumsal hayatta önemli roller üstlenmişler ve ait oldukları toplumları ihya etmişlerdir. Sonuç olarak kadın bir aile, bir şehir, bir toplum ve bir millet adına her zaman artı bir değer olmuştur. Toplumsal yaşantımızın tüm alanlarına etkin bir şekilde katılarak varlıklarıyla bizi onurlandıran, bizi biz yapma yolunda gönüllerindeki sevgi ve
merhameti hiçbir beklenti duymadan bizlere sunan kadınlarımıza gereken değeri vermek ve onları baş tacı etmek hepimiz üzerinde bir buyruktur. Onlara vereceğimiz değer, uygar bir toplum oluşumuzun da göstergesi olacaktır.



