
İnsan neden yazar? Bir derdi olmalı, derdim hep. Kederden damıtmalı kelimeleri; okuyanın boğazını yakmalı. Yakmalı ki geçebilsin yazanın hissiyatı. Bir deprem karanlığı, bir tren kalkışı, bir haksız savaş olmalı, olsa olsa şu kalemden kelam dökecek. Yanılmışım. Çölün ortasında bir vaha hayaline kaç şiir sığarmış, o çöldeki meczuba bir bardak su uzatmak kaç derdine deva imiş... Hepimiz çölün ortasındaymışız; derdimizde münferit, davamızda tek yürekmişiz. Gönül ister bizler şu çölde derdini bir edenlerden olalım; gönül ister bir gölgelik olalım, nefessiz kalan bizde soluklansın.
İnsan neden okur? Varlık arayışında anlam bulabilmek için, deyip sizleri felsefeye iteyim. İnsan, tefekkür etmek için okur. Tefekkür, fikir kökünden türemiştir; bitkiler köküyle beslendiği gibi ruh da köküyle beslenir. Beslenir, gelişir ve fikirlerini anlam arayışına sokar. Bu hâl tefekkür hâlidir. Gerek hissiyatı beslemek, gerek eksikleri kapatmak, gerekse oturup dinlenmek için okuruz. Peki, bir Müslüman için okumanın anlamı nedir? İnancına mutabık olarak okur Müslüman. İlk emir "Oku!"dur Müslüman için. "Yaradan Rabbinin adıyla oku!" ve ardından da dünyaya gelişimizi açıklayan ayetler... Demek ki okuyacağız; okuyacağız ki ardından anlayacağız sebepleri, sonuçları ve amaçları. Velhasılıkelam, ilk emre tâbi olmak üzere okur Müslüman. Yanlışla doğruyu ayırt edebilmek için, muhabbet kuşu misali anlamdan bihaber olmamak için. Ya da sadakatinden... Sadece "O oku!" dedi diye okur Müslüman; emri verene olan muhabbetindendir bu.
Saf bilgi, kelimeler, satırlar, rakamlar... Bir tek bu imgeler değildir okunan. Gökyüzü de okunur, bir kuşun uçuşu da, bir kelebeğin narin kanatları da. Gökyüzünün dinginliği, "Sakin ol," demez mi hâliyle? "Gözünün alabildiğince bak bana ve anla ki beni yaratan benden de büyüktür," der. Derde düşersin de gecenin bir vakti varacak kapın olmaz ya; "Sakin ol ve gecenin çıkmasını bekle. Biliyorsun ki güneş doğacak ve aydınlanacak karanlığın," demez mi sema? Güven. Dağlara bak ve tefekkür et. Şu dağlar ki ne heybetliler. Onları yaratan öyle heybetli olmalı ki bu büyük saydığımız dağdan daha nicelerini sıra sıra bir sanatla işlemiş yeryüzüne. Dağların pozisyonuna göre iklimler tayin etmiş. O iklimleri yaratan ki her işi bir kanuna mutabık ve bu ilmin tümü zatında mevcut. O iklimlerin her birinde farklı binlerce meyve yetişir. Renk renk, boy boy ağaçlar gelişir. Bunca detaylı bir tabloyu ancak sonsuz bir kuvvet ve ilim çizebilir.
Bazen inkisara düşmelerim oluyor. Unutma nefsim, en küçük bir vücut parçana besleneceği damarı nokta nokta tarif edip yolunu tayin eden, sana da yolunu çizecektir. Okumaya kendinden başla; göreceksin ki milyonlarca kapı var, hepsi de trilyonlarca yol ayrımına düşer. Bozma odağını, devam et okumaya. Göreceksin ki yollar "el-Hâdi"de kesişmiş.
(el-Hâdi: doğru yolu gösteren)
Okuyan; okuduğu sadece ilminde kalmayan, bilgisiyle harekete geçen,
Yazan; yazdıklarıyla nice fidana can suyu olabilen kimselerden olma duasıyla...
Vesselam.



