
Eylül,ekim,kasım... Kuru yapraklar, kahverengili turunculu günler, yağmur... İnsanın
aklında sonbahar denilince canlanan sahnelerdir. Soğuk dönemlerin yaklaştığının
habercisidir. Aynı zamanda da biraz hüzün mevsimidir çoğu insana göre.
Kelimenin kökenine indiğimizde Türkçedeki “son” ve farsça kökenli olan “bahar”
kelimelerinin birleşmesiyle oluştuğunu görürüz. “Bahar” kelimesi Farsçada
‘canlandırma, yenilenme’ anlamlarına gelir. Yani “sonbahar” kelimesine ‘yenilenmenin
sonu, doğanın yavaş yavaş canlılığını yitirmesi’ de denilebilir. Ancak sonbahara ben
böyle bakmıyorum. Bana göre sonbahar doğanın daha güçlü yenilenmesidir. Örneğin
yemyeşil yaprakları olan renk renk çiçekler açan ağacın, kışın zorlu şartlarına
yenilmemek için o güzel yaprak ve çiçeklerinden vazgeçmesidir yenilenme. Tüm o
görkem ve ihtişamını geride bırakıp kuru bir ağaç olarak zorluklara katlanmasıdır
yenilenme. Peki sonrası nedir bunun? Sonrası ise kıştır. Katlanılması gereken zorluktur.
Yapılan hazırlıkların feda edilen güzelliklerin ne uğruna yapıldığının hatırlanmasıdır. Kışın
ardı ise ilkbahardır, yazdır. Yani feda edilen şeylere geri dönüştür. Tekrar güzelliklere
kavuşmadır, umuttur, neşedir.
Peki doğanın bu döngüsü sizce de insan yaşantısına benzemiyor mu? Bence kesinlikle
benziyor. İnsanoğlu hayal ettiği şeyi gerçekleştirmek için öncelikle bazı şeyleri feda
etmesi gerekir. Gerek hobileri gerek arkadaşları gerekse zamanını. Ardından ise zorluk
gelir. Yani hayalini gerçekleştirmek için harekete geçme adım atma zamanıdır. Ve sonrası
ise sevinçtir, hayale kavuşmadır. Buradan şunu görebiliriz ki bir takım şeyleri başarmak
için, hayalimize kavuşmak için önce cefa çekmeliyiz. Bazı anlardan ödün vermeliyiz,
konfor alanımızdan çıkmalıyız. Ayrıca unutmamalıyız ki tüm bu fedalar, hayatımızda
uygulamaya başladığımız değişiklikler, kararlar hayallerimize kavuşmak için yaptığımız
yenilenmedir.



