Hikâye

YOL 5

Eylül 20246. Sayı5 dk okuma
Dergide okuMetne geç
KELİMELERE KULAK VERİN

Sesli okuyucu

Sesli okuyucu hazırlanıyor…

Görsel:Yapay Zeka ile Tasarlandı
Görsel:Yapay Zeka ile Tasarlandı

Önceki bölümden bir kesit:

(...)

Sessizliği bozansa Eyüp oldu “Zihnin ve duyguların egemenliği altında olan bir benlikten bahsedildiğini düşünürsek bu mümkün olabilir. Zihinden kastettiğim iradedir. Evet efendi ve köle unvanları bu ikisi arasında zaman zaman yer değiştirebilir. Üstünlük birinden diğerine de geçebilir. Ancak ikisi tam olarak aynı şey olmadığından bahsettiğin şey mümkündür.”

“Hayatın anlamına gelecek olursak her şeyin özünü bulmak değil midir anlamak? Ancak her şeyde onu aramakla gerçekten yaşamış oluruz bana sorarsanız. Her adımımızda, her saniyemizde ve düşündüğümüz ve hissettiğimiz her şeyde varlığımızın özünün de bulunduğunu unutmadan ilerlersek gerçek anlama, anlamın kendisine gerçekten ulaşmış olmaz mıyız sizce de?”

Eyüp her ne kadar mantıklı konuştuğunu düşünse de içten içe çevresinden de onay almak istiyordu. Kıraathanedeki dostlarının her bir düşüncesi onun için oldukça kıymetliydi. Çünkü o da farkındaydı, kitapların sihriyle uzak ufuklara açılan çokça zihinden sadece birine sahipti. Kaldı ki kendisi hayatın anlamına ne derece varabilmişti bundan dahi pek emin değildi. Burada sorulan hiçbir sorunun tek bir cevabı olmazdı zaten amaç düşünmek ve belki de kendilerine en uygun fikirleri keşfetmekti. Gözlerini Hakime çevirdi önce ama daldığı düşüncelerden çıkamadığını görünce diğerlerini süzmeye başladı. Yabancının hareketlenmeye başladığını fark ettiğindeyse gözleri parlamıştı.

“Yani anlam biziz diyorsun. Kendimizi bildiğimiz kadar varız. Varlığın özü dediğin şey peki, herkeste var olan bir şeyse ve içinde hayalini kurduğumuz hayatları yaşayan kimselerde de varsa, aslında herkesin hayalini kurduğu her şeyi yapmaya potansiyeli olduğuna varmaz mı? Ama gerçekte bu biraz daha farklı sanki. Misal piyon; her daim önüne bakmak zorunda, geriye tek bir adım atamaz. Güzel bir oyunda vezir bile olabilir ancak hiçbir zaman şah olamaz.” dedi yabancı.

Yabancıyı dikkatle dinleyen Hakim “Bir sor bakalım şah olmak istiyor muymuş” dedi gülümseyerek. “Hedef şahı devirmek ve oyunu kazanmak mı yoksa şah olmak mı?”. Ve ihtiyar da katıldı, “Üstelik sen piyon olamazsın ki. Piyonun da olur şahın da vezirinde. Hepsini barındırırsın sen içinde.”

Peki kendi içinde bunca kişilik özelliğini barındıran insanlar nasıl hep tek bir isme ve surete bürünebilmişti? Temelde kendi ismini hatta bir yere kadar karakterini dahi belirleyemeyen insan nasıl olur da geleceğine dair bu kadar söz sahibi olabilirdi? Nasıl hem bu kadar karmaşık hem de bu kadar basitti insan? Kafasındaki onca düşünceyle beraber kalktı rengi atmış mavi sandalyesinden.

Masaların arasından sessizce geçip dışarı çıktı. Serin akşam meltemini çekti içine. Göğe çevirdi başını güneş yine geldiği gibi olanca rengi peşine takmış gidiyordu. Adımları altında ezilen çimlerin dokusunu hissetmeye başladığında fark etti tüm düşüncelerinden arındığını. Ve bıraktı kendini zihnin tertemiz boşluğuna. En karmaşık konulara zihin yorarken kafanızın ısındığını fark edersiniz ya. Beyninizin büyüdüğünü hissedersiniz herbir kıvrımıyla bütünleşir ve o muazzam hisse bırakırsınız kendinizi. Tam zıddı da benzer bir etki yapar işte. Aşırı düşünsel varlığın verdiği zevki aşırı yokluk da verir. Bu sefer ateştense su kaplar her yanı. Zıddıyla beraber daha bir var olur her şey. Tıpkı ateş ve su gibi tıpkı ateşle şekillendirilen bıçağın suyla sertleşmesi gibi. Biri şekil verir biri o şekli daimi kılar. Bıçak ancak ezilerek, dövülerek alabilir alması gereken şekli. Ateşin serinletip suyun yaktığı sıcaklığa varır zamanla. İki çift göz bıçağı şekillendiren o ellere hipnoz olmuş gibi bakakalır sonra.

Her vuruşta ayrı bir nota geliyordu sanki yabancının kulaklarına. İnce ince işlenmiş her tepsi her bıçak bambaşka bir hikaye anlatıyordu. Göz kamaştırıcı onlarca hatta belki de yüzlerce eseri incelerken arkasından gelen adamı fark edememişti Yabancı, “Sırf zanaat değil sanat da var orada” diyen Eyüp' e irkilerek bakması bu yüzdendi.

Eyüp devam etti “Hani hayalini kurduğumuz hayatları yaşayan kimselerden bahsetmiştin ya bugün, insan potansiyelini gerçekleştiebilir mi demiştin. O gerçekleştirdi işte.”

Gözleri parladı yabancının “Ne mutludur şimdi.”

“İnsanlar hayallerini yaşarken hayallerindeki kadar mutlu olmayabilir dostum.”

“Ama istediği hayatı yaşıyor demedin mi?”

“Hayır hayal ettiği hayatı yaşıyor dedim. Çoğu zaman hayallerimiz isteklerimize göre şekillenmez ve neredeyse her zaman hayatımız hayallerimizden fazlasıdır. Gerçekleşen güzellikler bize yetmeyebilir bu durumda.” derin bir nefesin getidiği birkaç saniyelik sessiziliğin ardından devam etti sözüne:

“O adam çocukluğundan beri meraklıydı demir dövmeye işlemeye. Ünlü bir demir ustası olmak isterdi. O ses başlayınca kafamdaki tüm sesler susuyor ondan yapıyorum demeye başladı zamanla. Sonra demir kendi ruhuna benziyormuş işledikçe kendisini de iyileştiriyormuş öyle derdi. Ama hep bir neden bulurdu işin başına geçmek için . Şimdi sırf onun el işlemelerini görmek almak için onca yolu kateden insanlar var. Ne zaman ki ismi duyulmaya başladı önceden yüzüne bakmayan insanlar onu eleştirir oldu. Kimisi ben onu bir kaç yıl sonra göreceğim güçten kuvvetten düşsün de bir diye arkasından atıp tutuyordu.”dedi ve gururla gülümsedi “Bak yıllar geçti hala turp gibi. Kimi de sanki kendi eğitmişçesine övünüyordu ben onun gençliğini bilirim diye. Yıllarca sabahın köründe başlayıp gece yarılarına kadar uğraşırken kimse onu tanımıyordu oysa. Onun başarısı herkese dert olunca kasabanın dışına taşınmaya karar verdi. Başarıyı gözlerinde koca koca dağların zirvesine koyan o kadar çok kişi var ki tam olarak bu yüzden kendilerini istemedikleri hayatlara mahkum ediyorlar. Sonra günün birinde başaran birini grünce ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Şanslıydı,

yetenekliydi o yüzden yaptı diyorlar.

“Ahh bende de şans olsaa” dedi yabancı şakayla karışık.

“Şans herkeste istediği kadar var. Başarı için aşk lazım. Aşık olduğun şeyle bütünleşirsin. Bir parçan olduysa o şey her adımda hissedersin ne yapman gerektiğini o işi yapmazsın artık o iş sana kendini yaptırır. En azından bana öyle söylemişti”

“ Aşık olacağım şeyi bulamadıysam peki.”

“Ara o zaman istemediğin kadar çok seçenek var önünde zaten hayat biraz da bilinmezliğiyle güzel değilmi.”

“Öyle tabii” dedi yabancı, “Eyüp abi bu arada o kim tam olarak”

“O benim kardeşim, ismi Cabbar”

“Öz kardeşin mi?” dedi şaşırarak “Öz kardeşim ya” dedi Eyüp gülümseyerek.

KALEMDAR · 6. SAYIBu yazıyı dergi içinde oku

Aynı raftan.

Hikâye arşivi
Fotoğraf:İklil Naz AVCI
Fotoğraf:İklil Naz AVCI
Hikâye14. Sayı

SARI KARANFİL

Nida GÜLIRMAK

Uzakları bir sis bulutu kaplamıştı, ardından gelen acı koku genzini yakıyordu. Arnavut kaldırımlarda, festivalden kalan kırmızı, mavi ve daha birçok renkte balonlar vardı;…

Yazıyı oku 1 dk okuma
Fotoğraf: Sude Ceren AKPINAR
Fotoğraf: Sude Ceren AKPINAR
Hikâye13. Sayı

BİR TELEFONUN BÖLDÜĞÜ

Zehra TURKAY

Bir, iki, üç.. Köy minibüsünde ağır aksak ilerlerken bir yandan telefonumun şebekesini kontrol ediyor, bulacağım ilk sinyal ibaresinde eşime mesaj göndermek için hazır…

Yazıyı oku 7 dk okuma
Fotoğraf:Tesnim
Fotoğraf:Tesnim
Hikâye13. Sayı

ÖLÜMCÜL FARKINDALIK!

Ahmet TAĞMAT (Nafî)

Gecenin körü sabahın ilk saatleriydi, güneşin geceden hapsinin son demlerini alıyordu, gecenin kasvetinden güneşin yüz yıllık esaretinin bitişi ve Nafi' nin esaretinin son…

Yazıyı oku 4 dk okuma