
Varoluşun ilk tanışıklığını kendimizle gerçekleştiriyoruz. Ardından "başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız ve devam ediyor başkalarının hınçlarıyla." Öyle ki kendimizle çıktığımız yolda kendimizden başka her yere varmış yahut yolun ortasında ulaşmaya beş kala aradığımızdan vazgeçmiş halde buluyoruz çoğu kez kendimizi. Birden yabancı oluyoruz evimize, arkadaşlarımıza, her gün geçtiğimiz sokaklara hatta kendimize... Hiç tanışmamışız. Oysaki telefondan geçmişe dair binlerce fotoğraf, mesaj, arama kaydı düşüyor önümüze. Onlar da olmasa kimse ikna edemez beni kendimle olan tanışıklığıma. Binlerce "ben"den hangisiyle tanıştım ki hangisi gerçek hangisini kendim olarak alıp yanıma yola koyulmalıyım. Yarı yolda bir yabancı tarafından başka bir yabancının kollarına bırakılmayacağımdan nasıl emin olabilirim?
Kitabımız, Vitangelo Moscorda'ya bir gün karısının burnunun sağa doğru çarpık olduğunu söylemesiyle başlıyor. Karısı bunu uzun zamandır fark edilmeyen ama yıllardır da kapının önünde duran eski bir vazodan bahseder gibi söylemiştir. Fakat Moscorda'nın o günden itibaren çoktan dünyası başına yıkılmıştır bile. Babasından kalan servetle hiçbir zaman geçim sıkıntısı yaşamamış, istediklerinin olmasına alışmış ve çevresindeki insanlar tarafından her daim saygı ile karşılanan Moscorda ilk kez burnunun çarpıklığıyla yüzleşmiştir. Karısı her ne kadar lafın gelişi olarak söylediğini belirtse de Moscorda ilk kez kendine karısının gözüyle bakmıştır. Daha doğrusu Moscorda daha önce hiç kimsenin gözünden kendine bakmayı deneyimlememiş bir adamdır. Bununla yüzleşmek onu sarsmış ve kendiyle olan tanışıklığını sorgular hâle getirmiştir. Karısı evden çıkar çıkmaz Moscorda aynanın karşısına geçip saatlerce burnunu izliyor; burnundan sonra yüzüne, bedenine, saçlarına uzun uzun bakıyor ve gün geçtikçe kendine yabancılaşıyordur. Çünkü aynada çarpık burunlu, alnı kırışık, büyük ağızlı bu adamı ilk defa görüyordur. Moscorda bu tanımadığı adamları
başkalarının gözünden görmeye başlar zamanla. Öyle ki alışveriş yaptığı dükkan sahibinin gözünde, kızını okula bırakırken öğretmeninin gözünde, parkta yürürken karşılaştığı yaşlı adamın gözünde, "Günaydın!" dediği komşusunun gözünde sayısız farklı Moscorda vardır. Bu Moscorda'lar birbirinden hem oldukça farklı hem de hepsi birer kusuruyla ön plandadır. Kusur onların tek ve korkutucu ortak noktasıdır. Bu bakış açısı Moscorda'yı delirtecek boyutlara getirir. Çünkü artık Moscorda insanların gözünde parçalanmış binlerce kişinin toplamının kendisi olmadığı, varlığına ise hiçbir delil bulamadığı bir raddeye gelmiştir. Kendini kaybetmiştir.
Moscorda kendini hep başkalarının gözünden bir yabancı gibi izlemiştir. Ve bunun bedelini aklını kaybetmekle ödeyecektir. Benliğini bulmakla değil, aramakla görevliydi. Ancak o; sırf bulabilmek adına kendinden kilometrelerce uzaklarda etten duvarlar, vebalı düşünceler altında sıkışıp kalmıştır. Kolay olan Moscorda'nın karısını suçlamaktır bu durumda. Çünkü görünürde her şey karısının ona burnunun sağa doğru çarpık olduğunu söylemesiyle başlamıştı. Peki mezun olmuş, evlenmiş hatta baba olmuş bir adamın kimliğini bu yaşına değin bulamamış olması sizce de tuhaf değil mi? Veyahut yıllardır baktığı aynada gördüğü adama ihanet edip kusur saydığı (?) birkaç yansımadan dolayı kendiyle olan tanışıklığına son verecek kadar mükemmeliyetçi olması Moscorda'nın zayıflıklarındandı. İnsanların taş kalplerinin ağırlığıyla övündüğü bu çağda onların gözünden kendine bakıp merhamet bulmayı uman Moscorda, kendine yapabileceği en büyük kötülüğü yapmıştı belki de.1



