
Bana kalırsa mutluluk, parmak izi gibi çeşitli ve eşsiz. Olaylara bakış açınız, değer yargılarınız, umut ve pek tabi bulunduğunuz ortamla doğrudan ilgili. Şunu yaparsan, şunu alırsan mutlu olursun gibi bir şey söylemek mümkün değil ve ayrıca haddime değil. Fakat kendi yaptıklarımı severek paylaşacağım. Bana kalırsa önce mutluluğun bir hâl olduğunu anlamalı, üzgün olmayı öĝrenmeliyiz. Aslına bakarsan mutlu olmak için önce üzgün olmayı ögrenmek ve yaşamak gerek. Hepsinde değil ama insan çoğu zaman en çok üzüldüğü anlarda kendi olur... Bir başka düşüncem ilk başta dediğim gibi olaylara ve hayata bakış açışı. Hepimizin önemli olduğunu bildiği halde bir noktada kaçındığı "İyi düşün, iyi olsun" olayı esasen. Yin yang kuramı (İki zıtlığın bir araya gelmesi ve birlikte var olması) anlamayı daha da kolaylaştır. Basitleştirirsem kötü olmadan iyi, zorluk görmeden kolaylık olmaz ve üzgün olmadan mutluluğun bir önemi yoktur. Üzgün haldeyken bunun bilincinde olarak o an ki duyguları kabul etmek, yaşamak ve fakat hemen kapının arkasında bir pozitifin olduğunu kendimize hatırlatmak gerekir. Hem bu sayede yaşanılan olumsuz ruh
halini daha yüzeysel atlatabiliriz. Tüm bunlara ek ve alakalı olarak benim mutluluk kelimesinin hemen yanı başında mutlaka umut da vardır. Ben ikisini birbiriyle ilişkilendiririm. Giriş, hüzün, gelişme, umut, sonuç, mutluluk ve bu döngü böyle ilerler. Benim için bir çeşit ateşlemedir. Kendimle ilgili bir şeyi de itiraf etmiş olayım. Yaklaşık dört yıl boyunca umudun dünya üzerindeki en tehlikeli zehir olduğuna inandım. Beklentiyi tetikliyordu. Acıya direnmemi bırakıp kurtulmaktansa tahammül etmemi sağlıyor ve daha çok yara alıyordum. Sonra bir gün en başta mutluluk için dediğimi umuda uyguladım. Ya umut aslında içimdeki zehrin panzehiriyse ruh halimi olumlu yönde etkilese de duygu durumumdaki yaşattığı değişiklik sebebiyle irkiliyorsam? Haliyle bu bana rahatsızlık veriyor ve ben umudu günah keçisi yapıyorsam? Ve bu soruları kabullendim. Sağlam mesai harcadım umut üzerine. Zamanla gözlerimi pozitife çevirdim. Mutluluk benim için umut kadar önemli değil şimdilerde. Bir resimde bazen bir insanda bazen bir bulutta ilk aradığım, baktığım şey mutluluk değil umut. "Biz sana mutluluk dedik; sen, umut diyorsun" derseniz de benim formülüm
net. Mutluluğun ve hüznün ayrılmaz birer parça olduğunu kabullenmek. Üzülmeyi öğrenmek. Umudunu kaybetmemek, umut etmekten çekinmemek ya da vazgeçmemek. Mutluluk dediğimiz hal için en önemli parçalardan biri huzurdur ya böyle biliriz... Bana göre umut, huzurun annesidir. Ne kadar üzgün ne kadar öfkeli olursan ol, hala o durumdayken, yaşarken; onu umut edersen, o an bile huzuru hissedersin.



