
Beyaz bir güvercinin kanadındaydı özgürlük
Üsküdar’da bir uçurtmada yazılıydı
Bir çocuğun gözlerindeydi
Ammar Ahmet’in üstüne toprak atılmış hayallerinde
Küçük Seray’ın oyuncak bebeğinde
Ala Dali’nin bir daha binemeyeceği bisikletinde
Rim’in ölmeden önce dedesiyle gitmek istediği parktaydı
Özgürlük Ahmed’in annesinin kalbinde zayıf bir barış çığlığıydı.
Ramazan Bayramı’nın ilk günüydü. Sabah beşte herkesten önce kalkmıştı Ahmet. Annesinin tüm işleri tek başına yapması üzerdi onu, her zaman yardımcı olmaya çalışırdı. O gün de çay yapılmasına yardım etti. Bayramdı, tüm ailenin yüzünde güller açıyordu. Namaza gitmişti kahvaltıdan sonra. Duası belki bir oyuncak arabaydı. Kim bilir belki de cenneti dilemiş olmalıydı ki o temiz kalbiyle kabul olmuş olacaktı.
Namaz sonrası arkadaşlarla bayramlaşmaya ve oyuna gitmişti. Oyunun adı: ‘’Arap ve Yahudi’’ idi. Elinde oyuncak silahı şakalaşarak oynuyorlardı arkadaşlarıyla. Çok uzun sürmedi bu sefer oyunları. İki kez silah sesi duyuldu art arda… Biri kafasından vurdu Ahmed’i diğeri kalbinden. Sonra sessiz bir hıçkırık, üşüme hissi ve kan... Dinlediği hutbedeki gibi şehadete yakın olmalıydı. Bir İsrail askeri Ahmed’i tehlike olarak görmüştü. Gülüşüp şakalaşan çocuklar ideolojilerine ters geldiğinden belki, ya da sadece eğlencesine girdikleri bir iddia sonucu bir çocuk öldürülmüştü. Üzerine iddiaya girdikleri rakamlardan ibaretti yiten canlar onlar için. Bir ananın evladı, bir babanın umudu değildi.
Annesi nasıl dayanırdı? Kardeşleri oyunlarında onsuz eksik kalmayacak mıydı? Artık kimse Ahmed’ e büyüyünce ne olacaksın demeyecekti.
Ahmed hep on iki yaşında kalacaktı.
Hastaneye gittiklerinde Ahmed’in annesi Alba’ya, her iki kurşunun da oğlunun içinde patladığını; beyninde ve vücudunda ciddi hasara neden olduğunu söyledi doktorlar. Burada tedavi olamazdı ve bir İsrail hastanesine nakledildi. Alba’nın aklına tek bir soru düşmüştü:
‘’Onu iki kere mi vurmaları gerekirdi, bacağından vuramazlar mıydı?’’
Ahmed son nefesini verdiğinde annesi ve babasını, hayatlarının belki de en zor sorusu bekliyordu: ‘’Oğullarının organlarını bağışlamayı düşünürler miydi?’’
‘’Hastanede çok acı sahneler gördük. Organa ihtiyaç duyan, derin acılar çeken birçok çocuk gördüm. Kim oldukları önemli değildi. Organları alacaklar için Arap, Hristiyan, Yahudi, diye özel bir vurgu yapmadım. Kim olursa olsun başka çocukların da acı çekmesini istemedim.’’ diyordu babası İsmail röportajlarından birinde.
Bu kadar büyük bir acının ardından metanetli olup başka çocukları düşünebilmekti İsmail’in cihadı.
‘’Oğlum ölmüştü ama aynı zamanda belki başkalarına da hayat verebilir, acılarını azaltabilirdi. Tabii oğlum şehit oldu, suçlu olan da onlardı. Canını aldılar ama belki de oğlum başka birinin içinde hala hayattadır.’’ Diyor ve ekliyor: ‘’Bu bizden onlara bir barış mesajıydı. Barışı ve sevgiyi isteyen biziz, sözünü tutmayan da barış istemeyen de onlardır.’’
Ahmet’ in annesi Alba’ya da neden bu kararı verdiklerini sorduklarında ‘’Organ alıcıları Yahudi olsa bile barış istediğimizi göstermeye karar verdik.’’ diye yanıtlıyor.
Ahmet beyaz bayrağıydı Filistin’in, İsrail o bayrağı da kanla boyadı.
Ahmet barışa dair umuduydu kalbinden vurulmuş bir ailenin. Unutulmuş bu umudu şöyle dile getiriyor Alba: ‘’Oğlumun organlarını vermek farklı türden bir direnişti. Şiddete karşı şiddetin hiçbir değeri yok. Belki bu tüm dünya tarafından duyulacak ve böylece adil olanla olmayanı ayırt edebilecekler. Belki İsrailliler bizim hakkımızda farklı düşünecek. Belki sadece bir İsrailli ateş etmemeye karar verecek.’’
Babası İsmail söyle devam ettiriyor: ‘’ Bu kararı verdim çünkü dünyaya bir mesajım var: Filistin halkı herkes için barış istiyor, İsrail ordusu oğullarımızı öldürürken insani bir şey yapmaya çalışıyorum.’’
Ahmet altı İsrailliyi hayata bağladı;
Kalbi on iki yaşındaki İsrailli Arap bir kıza
Akciğerleri kistik fibrozis hastası Yahudi bir gence
Karaciğeri yedi aylık bir Yahudi kızla elli sekiz yaşında iki çocuk annesi bir kadın arasında paylaştırıldı.
Böbrekleri üç yaşındaki Yahudi bir kızla beş yaşındaki bedevi bir Arap çocuğa nakledildi.
‘’Belki oğlumdan organ alan bir çocuk büyüyüp lider olur ve bu saldırganlığa bir son verir. ‘’ diyor İsmail.
Kelimeler de pek bir anlam ifade etmiyor ne desem boş bir babanın bu sözlerinin ardından. Hüzün umut oluyor, umutlar doğması beklenilen güneş. Ahmet gibi daha nice hikaye bizleri bekliyor anlatılmak için Filistin’in yıkık sokaklarında. Şu dakikalarda bile senden, benden yardım bekleyen onlarca çocuk şehit oluyor. Biz de oturup birer kahve daha içiyoruz o kahvenin her damlasının ölüm olarak yağdığını bilerek belki de bilmek istemeyerek. Tadı belki de daha güzel diye çocuk katillerini besleyenlerden besleniyoruz. Elimizden ne geliyorsa yapmaya çalışmaktansa belki de seyirci kalıyoruz.
Şimdi söyleyin bana; özgürlük bizim onlarca marka içinden birkaç markayı seçebilmemiz mi, Filistin’de bir çocuğun bir bayram günü oyununa devam edebilmesi mi?
Feyza Naz KÖMÜR
Yapay Zeka Çizimi:Zehra ULUBABA



