
Alışılmış bir simânın eksikliğinde kayboluyorum,
Kusurlar arıyorum muntazamlıkları süsleyen.
Kusurlar ki her biri bir masaldı,
Yandı, bitti, kül oldu şimdiden
Kelimeler kifayetsiz olmuyor,
Halini birkaç kelimeyle de anlatabiliyor insan,
"dünya artık büyülü değil."
Uzak yollarda harcıyorum son satırlarımı
İsrafa kaçarak
Uzaklar ki sinemde binbir bıçak.
Mektuplar yazılıyor, şiirlar ithaf ediliyor
Kara bir trenin kalkışına
Tren yola çıkmadan başlayan bir serzeniş
Vedalara karışmış dumandan bulanık bir şehir...
Hayır seyyah, sağlıcakla kalınmıyor
Sağ kalınıyor, ancak nefes alınıyor
Bu gördüğün enkaz ruhumdan arta kalan değil,
Tüm şehir yıkılıyor seyyah.
Nağmeleri ve kasvetiyle büsbütün bizim olan şehir
Dağılıp gidiyor
Düşüncelerim ağır hasarlı bir bina derdim
Bir "ah" etsem yıkılırdı
Edemedim
Güçlendirme çalışmalarıyla hafif hasara çevirdim
Hala zamanımız vardı
Çatlak duvarların arasından
Mavili morlu çiçekler açardı
Hala zamanımız..
Var mı?..
Zaman ilaçtır dedi bir kaldırım çiçeği
Zaman zehirdir demiştim
Panzehirler de zehirdendir dedi seyyah
Zaman içip beklemiştim
Dokunduğun gülüş kadar var olursun
Aldığın "ah" kadar silinirsin derdim
Silik bir izi takip ederek vardığım çölde
Elimdeki son su damlasını da
Küçük bir kaktüse döktüm.
Dikenleri battı...



