
Hiç tatmadım.
Ama böyle anımsıyor düşüm seni.
Sesinden iki kelâm dinlemek;
Sabahın kanatlı cıvıltısında, hafif ve dingin
Bir uğultuyla az uykudan ayılmak gibi.
Hiç tutmadım.
Fakat sanki ellerin;
Lokman Hekim’i andıran ellerin,
Bende ki bu dermansızlığa, noksanlığa
Merhem olup nekahete erdirecek gibi.
Hiç tatmadım.
Ama sanki yanımda duruşun;
-Evet, sadece duruşun-
En heybetli, en güçlü ben gibi
Erkekliğimi bildiren.
Hiç tatmadım.
Sadece böyle hayal ediyorum.
Evime misafir oluşun;
Bir şükür ettirecek, bin yıl hatırı olan.
İmanımın diğer yarısını da tam etmişim gibi.
Hiç tatmadım, bilmiyorum.
Seninle aynı sofraya oturuşum;
Halil İbrahim’i kıskandırır gibi.
Öyle geliyor ki bana, senin var oluşun
Sanki güzellik kelimesini kıskandırıyor gibi.
Hiç tatmadım, öyle sanıyorum.
Sana, ellerine ve saçlarına
İki satır şiir okumak;
Sanki beni hoyrat bırakacak gibi
Huzur bildiğim anların acizliğini duyuşuma.
Bunu tattım oradan biliyorum,
Gözlerine şiirler yazmayı denemek;
Sanki beni utandırıyor gibi.
Fark etti kalemim,
Gözlerinden öte dize yazılamayacağını.
Hiç tatmadım da
Sanki bu şair yaması ellerim,
Bu şiir sevdalısı bilmişliklerim;
Senin bir adım atışınla
Sana şiiri yeniden sevdirecek gibi.



