Deneme

SEYYAH-I AVARE

Temmuz 202510. Sayı5 dk okuma
Dergide okuMetne geç
KELİMELERE KULAK VERİN

Sesli okuyucu

Sesli okuyucu hazırlanıyor…

Fotoğraf:Nida GÜLIRMAK
Fotoğraf:Nida GÜLIRMAK

Adımlarımın ürkekliği canımı sıkmakta. Bilhassa tüm sessizliği bozan kargaşanın ortasında kalakalmışken, kalsa üzerine basılıp geçilecek, gitse yükünü de beraberinde sırtlayacak bir kaplumbağadan hallice...

Sırtımda taşıdığıma evim demeseler bilir miydim evin ne olduğunu? Evim der miydim omuzlarımdakine. İkna etmeselerdi dar-ı dünyada bir evim olduğuna, kendimi yine hisseder miydim ıssız bir yolun ortasında?

Odamda gezerken gözüm eşyalarıma takılıyor bir anda; doğum günümde gelen hediyeler, kitaplığıma zorla sığdırdığım kitaplar, özenle dizilmiş ancak bir dokunsam dökülecek gibi duran kalem kutum, masamın üzerinde birikmiş belgeler ve de dünden kalma bardakların karmaşıklığı zaten karmaşık olan düşüncelerimi daha da güçlü bir şekilde itiyor kendimden dışarıya. Sessizce yürüyorum koridoru biliyorum ki biri görse nasılsın diyecek, yalan söyleyeceğim. Okulu ne yaptın diyecek sonra. Usül öyledir çünkü önce ahvaliniz sorulur sonra da ah vah ettikleriniz. Ah' ınıza bir soluk aldırmak için değil yanlış olmasın; ahlarınıza bir ah da onlar katsın diye. Gönlünüzde kim var, cüzdanınızda ne

kadar para var, tatile nereye gideceksiniz, evinize ne kadar kira veriyorsunuz, mezuniyetten sonra ne zaman atanacaksınız ve daha nicesi bir merak konusu hayatınızın nesnesi olduğu halde öznenin bile cevabını bilmediği sorular soran insanlar için...

Koşar adım çıkıyorum bahçeden daha doğrusu kaçar adım. Kulaklığıma gidiyor hemen elim, çantama bir şeyler atarken evde unuttuğumu fark ediyorum. Ama döndüğüm yere gidemem geri, neden bilmiyorum. Kapıya yakın duruyorum sürekli, ömrümü kapı eşiğine sığdırıyorum. Tüm sevinçlerim, hüzünlerim, özlemlerim kapı eşiğinde. İçeriye de dışarıya da eşit mesafede duruyorum. Böylelikle hayal kırıklıklarımı makûl bir sayıya indiriyorum, incinmiyorum eskisi gibi. Davamı içimde yürütürken yargıcın tokmak sesi duyuluyor sadece dışarıdan. "Bu ses de neydi" diyor insanlar. Sizi dört odacıklı bir mahkeme salonunda yargıladım, incindiğim kırıldığım ne varsa haykırdım. Hakim kararını verdi, ben sizden gitme kararı aldım, diyemiyorum. Bu mahkemenin tanığı da, zanlısı da, mağduru da benim diyorum içten içe. Ördüğüm duvarları bir bir yıkarken "ben duymadım

size öyle gelmiştir" diyorum. Öyle olmalı, bazen insan bin bir hevesle ördüğü duvarı yıkmayı bilmeli. Üstüne devrilmesini beklememeli...

Yürüyorum, sokaklar nispeten boşalmak üzere. Dükkanlar kapanmaya meyletse de esnaf lafını bitirmemiş henüz, içilmemiş sigaralar var daha. Kaldırıma park eden arabaları belediyeye şikayet edeceğini söyleyen teyzeler, gizli kaçak banklarda buluşan liseli çiftler, sahilde gitar çalmaya hazırlanan üniversiteliler yeni başlıyor güne. Gün benim içinse çoktan başlamış, bitmiş. Ardı sıra sürüklediğim çantamı bir ağacın altına bırakıp oturuyorum her zamanki yerime. Gün batmaya dururken telefonumun çaldığını fark ediyorum. Ekranda gördüğüm isim anlık bir gülümsememe sebebiyet veriyor. Düşünüyorum da bazı insanların ismini görmek bile mutlu ediyor beni, iyi ki diyorum hayatımızın bir anında ortak olduk birbirimize. Ancak fark ediyorum ki mutlu olmak düşüncelerimi kelamıma indirgemeye yetmiyor o an, kapatıp çantama koyuyorum telefonumu. 18. Yüzyılda olsak aylar sonra gönderecektim mektubumu diyorum birkaç saat geç cevap versem sanıyorum çağ açıp kapatmaz kimseler.

Tarihte kaldı bunlar diyorum. Artık her insan kendi fetret devrinin kurbanı, her insan kendi fethinden sorumlu diyorum. Ama yine de insan bir şehir olmasa da fetihler istiyor içten içe. Dışarıdan gelen bir kuşatma tüm düzenini alt üst etse de, iyi ki altı üstüne geldi demek istiyor. Belki de hoyrat hayaller kuruyor insanoğlu her zaman olduğu gibi...

Sahile inmiş insanlar bir yer bulma telaşı içinde ki deniz en çok onlara aittir, kalabalıktan sıyrılıp oturmak ve susmak isterler denize karşı. Deniz konuşur onlar dinler çoğu zaman. İnsan denizi bağrına bastığında soluklanır dünyadan ama deniz insanı bağrına basmaya karar verirse işte o zaman ölüm denen gerçek girer araya. İnsanlar bu yüzden sadece denizi bağrına basar, denizin bağrına girmek değil. Her bağır yurt değildir insana, ve neden insan bazen çok alakasız bir bağrı yurdu sanar yıllarca. Yurdunu ararken bulmayı değil aramayı sever. Öyledir ki yurdu bulduğunda evine varmış hissetmez de evine hapsolmuş gibi hisseder. Evini ararken yolları özgürlük sayan insan, evine vardığında yolun özgürlüğünün hasretini tutmaktan evinin sevincini

tutamaz çoğu zaman. Sonrası başka bir ev arayışına çıkar, dahası yollar hep arayışa çıkar. Yol aramakla başlayıp arayışla son bulacaksa evimde olduğumu iddia edenlere yolumu göstermeyi boynumun borcu bildim. Yollar ev değil dediler, buyur edemedim bu yüzden evime kimseleri. Misafir ağırlamak, yol kenarında açan çiçekleri misafirlerime göstermek, yol üzeri uğradığım benzinlikten aldığım kahveyi birlikte içmek isterdim misafirimle, direksiyon başındayken müziklerimi emanet edeceğim bir misafirim olsun isterdim. Misafirimin olması için evimin olması gerekirmiş öyle söylediler. Benim zaten bir evim var diyemedim...

Çantamı toplayıp, üzerime yapışan çimleri elimin tersiyle silkeleyiverdim. Yol'uma koyulmaya devam ettim ardından. Fırına uğradım her zamanki gibi taze ekmek olurdu bu saatlerde. Ekmekleri de alıp anahtarımı dış kapıya yerleştirince paslı kapının sesi kulaklarımda çınladı yine bir müddet. Ardından zile bastım kapıyı açabilecek biri olmadığını bildiğim halde. Bunu yapmaktan asla vazgeçemiyordum, babaanneme geldiğimi haber vermenin en kısa yolu buydu. Biliyordum ki zil çalar çalmaz geldiğimi anlıyor, usul usul

bekliyordu kapıyı açıp da yatağının ucuna gideceğimi. Avucumdaki anahtara bakarken geçen sene vefat eden dedeme ait olduğunu anımsıyorum. Dedem bu kapıyı binlerce kez açmıştı geçmişte ve babaannem o zamanlar kapıda bekliyordu dedemi.

Bekleyenler hep kapının eşiğinde dururdu çünkü...

.

Yürü, ey seyyah-ı avare yürü, durma yürü! Koymasın rah-ı visalden seni ezyak-ı misal.

KALEMDAR · 10. SAYIBu yazıyı dergi içinde oku

Aynı raftan.

Deneme arşivi
İLAHİ KELAM'A HÜRMET: KURAN'A VE KUTSAL DEĞERLERE SAYGININ MÂNASI
Deneme14. Sayı

İLAHİ KELAM'A HÜRMET: KURAN'A VE KUTSAL DEĞERLERE SAYGININ MÂNASI

İkranur ÖZCAN

Kur’an-ı Kerim’e saygı duymak, İslam inancının ve Müslüman kimliğinin en temel yapı taşlarından biridir. Bu saygı, sadece fiziksel bir kitaba gösterilen hürmetin ötesinde,…

Yazıyı oku 5 dk okuma
Fotoğraf:Zehra Ulubaba
Fotoğraf:Zehra Ulubaba
Deneme14. Sayı

MEDENİYET DEDİĞİN TEK DİŞİ KALMIŞ CANAVAR

Zehragül GÖLCÜK

İçinde yaşadığımız çağı moderniyet ve medeniyet övgüleri ile yücelterek insanlığa iğreti bir hediye gibi sunan zihniyettedir nefretim. Ki bu modern dünya; her türlü iğreti sürece…

Yazıyı oku 3 dk okuma
Fotoğraf: Melike GÖKDUMAN
Fotoğraf: Melike GÖKDUMAN
Deneme14. Sayı

KENDİNE HAKSIZLIK EDİYORSUN

Gecenin Kemanı

Değerli okuyucu, selam. Bugün benim iç mülahazalarıma konuk olacaksın. Çünkü senden, klavyemden ve ekranımdaki ışıktan başka kimse yok beni dinleyecek bu gecenin karanlığında. Ben…

Yazıyı oku 2 dk okuma