
80,90,100 yıl...
İnsanlar belki 104 yıl kadar ömür sürebilmekte bazıları daha iki günlükken yaşamlarını yitirmekte. Hangisi daha hayırlıdır orasını biz bilemeyiz ama benim kanaatim o ki eğer hâlâ hayattaysak yaşamın hakkını vermek gerekir. Ve takdir edersiniz ki zaman her daim ileri akmaktadır. Bu sebeple mümkün olabildiğince az hata, az pişmanlık, az keşke barındırmalıyız hayatımızda. İkinci bir şansımız olmayacak ve biz bazen ne yaptığımızı idrak edemeyecek kadar küçücüğüz. Kimi zaman duygularımızın ve hırslarımızın esiri olabilir, kör sağır bir vaziyette çürütebiliriz yıllarımızı.
Bu noktada da yardımımıza büyüklerimiz yetişir. 80,90,100 yaşlarına erişebilmiş insanlar evet daha hantallaşmış, yorgun, güçsüz bedenlere sahiptir. Yavaş yavaş motor becerileri zayıflar ve günlük yaşamda yapabildikleri basit işlerde bile zorlamaya başlarlar. Hatta belki içimizde onların işe yaramadan yaşayışlarını küçümseyen yanlarımız da vardır. Ancak bizim şuan geçtiğimiz yolları yürümüş bu insanlardan öğrenecek çok şeyimiz var.
Mesela, aralarında küslüklerle bu dünyadaki sevdiklerine veda bile edemeden kaybeden insanda hiç hırs bulunmaz. Çocukluğunda oyun oynarken elindeki silahla amcasının tek çocuğunun canına mâl olan kazadan sonra "Ailenin evladı, bir evladımızdan daha olmayalım." sözünü işiten teyzenin affedemeyeceği şey yoktur... Hekim hatasıyla sonradan bedensel engelli olan evladına 55 yıl boyunca kusursuz şekilde bakan ve yaşlılığında kimsenin kendisi gibi bakamayacağı korkusuyla evladının kendisinden önce ölmesi için dua eden, günün birinde de bu duası kabul olan anneden sabırlı hiçbir canlı bulunmaz herhalde. 104 yaşında, torunun torununa kadar gören, bazı çocuklarını ve torunlarını toprağa veren, soyundan bu kadar insanın gelmesine rağmen yıllarını huzurevinde geçirip orada vefat eden teyze ise en ufak şeylerden bile mutlu olabilir değer görmenin kıymetini bilir...
80,90,100 yıl. Belki 104 yıl yaşına kadar milyarlarca insan doğdu ve öldü. Onlar da tıpkı bizler gibiydi ve çoğu pişmanlıklarla, hasretlerle, acılarla ve belki iyi kileriyle, dünyaya bi daha gelsem yine böyle yaşardım demeleriyle... Yahut bunların hiç birini yapmadan korkarak bi köşeden hayatı izlemeleriyle... Şimdi bir ömürleri daha olmayacak. Başımıza gelmesini aklımızın ucundan bile geçirmeyeceğimiz olguları yaşayan insanlarla konuşmak, onları dinlemek sanki o başıma gelebilecek en kötü şeyin başıma gelmesi kadar kötü ve sanki onları kaybettikten sonra sevdiklerime tutunmam için ikinci bir şans veriliyormuşcasına da rahatlatıcı ve umut verici. Bu karmaşık yolda yapmamız gereken şey aslında çok basit: ayak izlerini bulmak ve takip etmek.



