
Büyükayı daha ayaklanmamıştı karanlık ininden.
Dökmemişti eteğinden küçük cezve iftarlık sözlerini.
Düşlerim taşıyordu tuluğumdan, yelkensiz gemiler batıyordu.
Kavgalarım nedensiz çıkartmıştı beni karamsarlığın darağacına.
Biçare evsizler sırdaşım, akşamcı balıkçı rehberim olmuştu.
Düğümleniyordum esaretin kollarında, ayağım çukurda, İstanbul uykudaydı
Küskün cemre daha düşmemişti bebeklik beşiğinden.
Açmamıştı toprağından yaslı begonviller nazarlık gözlerini.
Yalnızlığım kırbaçlıyordu sırtımdan, pusulasız abdallar bağırıyordu.
Talihim zamansız saplamıştı beni çözümsüzlüğün batağına.
Hatıralı vapurlar umudum, başıboş tramvaylar kederim olmuştu.
Boğuluyordum çaresizliğin sularında, ilmiğim boynumda, İstanbul uykudaydı.
Sakarmeke daha vurulmamıştı damızlık yüreğinden.
Silkelememişti üstünden bıyıklı sumru mühürlük özlemini.
Bitkinliğim akıyordu damarlarımdan, erdemsiz düşünceler satılıyordu.
Arayışlarım apansız sokmuştu beni şüpheciliğin sapağına.
Gelinlikli erguvanlar dinginliğim, vazifeli ıhlamurlar suskunluğum olmuştu.
Direniyordum vazgeçmenin yamacında, kefenim sırtımda, İstanbul uykudaydı.
Ebruli Mikail daha dağıtmamıştı mutluluk ekmeğinden.
Üflememişti ciğerinden davetçi İsrafil ahiretlik nefesini.
Cenazem geçiyordu önümden, hüseyni selalar okunuyordu.
Endişelerim ecelsiz yollamıştı beni tükenmişliğin mezarlığına.
Çocuksu sevaplarım dostum, erkeksi günahlarım düşmanım olmuştu.
Süzülüyordum ölümün kıyısında, Azrail kapımda, İstanbul uykudaydı.
Şu Tepe Pullu Tepe Eşliğinde….



