
Gönlün cemresidir umut etmek. Cemre düştü mü havaya akşamlar suskunluk orucunu bozar, sabahlar konuşur cıvıl cıvıl kuş sesleriyle. Cemre suya düştü mü su da umut denen sonu belli olmayan düşüncelere dalar gider. Toprağa düştü mü cemre toprağın katı yüreği yumuşar. Bir muştu olur umut taşıyıcısıdır. Toprak, gövdesi gıdıklanırcasına çıkarır neyi var neyi yoksa içindekini ve dışındakini. Umut muştularla gelen haberdir aslında. Bir bekleyiştir, sonrası daha güzel olacak diye tesellidir. Gönlü çaresizliğe karşı ayakta tutan en büyük destektir. Baharın en güzel anında sonsuzluğa kanat çırpan kuşların sesidir, yaprakların hışırtısıdır, gökyüzündeki bulutların esrarengiz yolculuğudur. Umut, tüm tatlara açmaktır kalbi. Acısı da tatlısı da ekşisi de ayrı ayrı dolanır damarlarında. Bazen çocuklaşmaktır belki de. Uzanıp çimlere boylu boyunca yıldızlara gülümsemektir. Sokaktaki bir hayvanın başını okşamaktır mesela onun aslında ne kadar sevildiğini ona da hissettirmektir. Bir sahil kenarında eşsiz güzelliğiyle doğan güneşi selamlamaktır. Bir çift göze aşık olmaktır mesela. En küçük ihtimale sımsıkı sarılmaktır. Umut işte.
Kimi zaman kapanmayacak yaralar açar kimi zaman da kapanmaz denen yaraların tek ilacıdır. Bazen acıdan göz yaşı döktürür bazen de mutluluktan. Fakat ne olursa olsun korkusuzca gönülde yerini almalıdır. Sonuçta ne derler; ”En son umutlar ölür".
O yüzden insan umut edebildiği sürece hayal kurabildiği müddetçe yaşamaya devam edecektir.



