
"İcat Çıkartma Başımıza"
Cümlesini başımıza klavye icadını çıkaran birilerinin sayesinde yazdım az önce.
Bir tuşa bastım ve bir sürü insanla paylaştım içimden geçenleri.
Belki bir gün ansızın oturuverirken zihninde çakan bir kıvılcımı aleve dönüştüren bir cesur sayesinde.
Başımıza öyle güçlü icatlar çıkarıldı ki ne zaman başımızı çevirip etrafa baksak sahip olduğumuz her şeyde "eski köye yeni adet getiren birilerinin" parmağı var.
Yürüdüğümüz yolda, oturduğumuz bankta, sevdiklerimizi hayata bağlayan bir icatta... Kısacası her yerde ve her zamanda.
Ama bu gerçek gözlerimizin önünde olmasına rağmen
büyüklerimizin zamanında söylediği "İcat çıkartma başımıza" sözünü;
hayatımızda bir risk almamız gerektiğinde veya bize verilmiş düzeni bozma pahasına bir adım öne çıkmamız gerektiğinde sıklıkla kendi kendimize söyler ya da çevremizden duyarız.
Biz insanlar, merak duygusu ile yaratılmış varlıklarız.
Bu yaradılış gereği sorgular, düşünür ve hayal ederiz.
Bugüne kadar hanginiz oturup "Ya şu şöyle olsa ne güzel olurdu" demedi?
Kaçımız kendi aklına daha önce gelen o muhteşem fikre, önünden geçtiği bir rafta ansızın rastlamadı?
Ürünün altında ise kendi ile aynı şeyi düşünen başka bir beynin imzası.
Ne farkı vardı ki o imzayı atan eller ile bizimkilerin arasında?
Aslında, cevap basit.
"Cesaret ve özgüven". Hayallerine, onları gerçekleştirecek riskleri alacak kadar güvenebilecek düzeyde bir özgüven farkı vardı arada.
Ve başına icat çıkararak o rahatını bozma riskini alabilecek kadar "cesaret".
Dünyanın varoluşundan bu yana insanlar düşündü , hayal etti.
Kimisi denedi kimisi yanıldı kimisi kazandı.
Kimisi ise hayallerini altına süpürdüğü rahat koltuğuna kurulmaya devam etti.
Evet, deneyenler bazen yanıldı bazen kaybedip hüsrana uğradı.
Ama sonuç ne olursa olsun başına icat çıkartmayan o kitle, daima olduğu yerde saymaya devam etti.
Doğuştan kendine verilen zihni çürüterek ve kısa süreli o rahata kendini teslim ederek yaşadı gitti.
Ve herkesin mutlak sonu da kara toprak oldu.
Cesaret edenler, toprağın altında hareketsiz yatarken bile milyonlarca insanın hayatına dokundu.
Rahatına bakanlar ise yıllar hatıralarını silince toz olup unutuldu.
Belki de başımıza icat çıkartmak, bize bahşedilen mükemmel hayaller, zeka sağlık ve daha pek çok nimetin hakkını verebilmek adına boynumuzun borcu..



