
Gecenin sessizliği ürkütüyor karanlığı;
Her yanı örtülü kılıfı gerçekler.
Bakan göz âmâ oluyor, gündüz seyrân ettiklerini;
Yerinde duran cansız şeyler gündüzün emânetleri mi?
Neydi karşımda durup bakan nesneler?
Her biri odada senaryo yazıp oynayan senarist:
Biraz nefes veren heyecan, biraz tedirginlik;
Ruhları can giymiş heybetli gölgeler...
Her şey geçmiş, gündüzün hesabını sorarken;
Ben ise daralmış, bunalmış, candan öte canım ile;
Beyhûde çırpınışlarım nâra atarken tüm mahzene,
Sanki herkes sağır, dilsiz, taş kesilmiş yürekler...
Kaldım mı şimdi ben efkârımın kıskacında?
Kaçacak bir vatan ararken öz benliğimde;
Limanını kaybeden bir gemi gibi dalgalanırken,
Âvâre olmuşum gelgit dehlizlerinde.
Ya şimdi ya sonra, yarını yok zamanın!
Tüm hakikatler çarpılırken sîneme;
Karanlıklardan nûra çıkartacak o mâlûmâtlar,
Aklıma sükûnet, gönlüme inşirâh verir.
Kaynağını bulmuş, zuhûr etmiş arz-ı endâm;
İster sus, ister konuş, ister haykır.
Mâhiyeti filvâki ayân beyân, besbelli;
Kendine ya intizâm yahut abesle iştigâl...



